Türk futbolunun paradoksu, kulüplerin ticari kapasiteleri büyürken mali sorunlarının derinleşmesi. Yeni gelirler çoğu zaman mali disiplini güçlendirmek yerine yeni harcama kapasitesi olarak görülüyor. Kulüpler kazandıkça rahatlamıyor, harcama çıtasını biraz daha yukarı taşıyor.
Bir kulüp 100 kazanıp 120 harcıyorsa, gelirini 150’ye çıkarırken harcamasını 200’e yükseltmesi ilerleme değildir. Üstelik gelirlerin önemli bölümü TL üzerinden yaratılırken futbolcu maliyetlerinin ciddi kısmı avro cinsinden. Sportif risk böylece kur riskiyle birleşiyor.
Türk futbolunun temel zaaflarından biri başarıyı planlamak yerine satın almaya çalışması. Bir sezonun yanlışları değerlendirilmeden yeni transfer dönemine giriliyor; yönetimler gidiyor, antrenörler değişiyor, geçen yıl alınan oyuncular kısa sürede “Elden çıkarılması gereken maliyetlere” dönüşüyor.
Oysa sürdürülebilir başarı; maaş skalası, yaş dengesi, genç oyuncu geliştirme, oyuncu satışı ve altyapıyla kurulabilir. Şampiyonluk hedefi ekonomik irrasyonelliğin mazereti olamaz. Çünkü dört büyük kulübün dördü birden aynı sezon şampiyon olamaz. Hepsi şampiyon olacakmış gibi harcarsa, üçünün sportif beklentisi boşa çıkar; borç ise dördünde de kalır.