Irak’taki Bölgesel Yönetim özgünlük bir yana özellikle Suriye, İran ve Türkiye için politik etkinin belli bir inisiyatif etrafında birleştiği gerçeği atlanmamalıdır. Türkiye’de çerçeve yasanın TBMM’de yasallaşarak yürürlük aşamasına gelmesi, bölgedeki gelişmelerden, Suriye ve İran’ın durumundan ve Kürt siyasal hareketinin söz konusu bölgesel etkisinden bağımsız düşünülemez. Ankara’nın bölge hesapları, uluslararası mecburiyetleri, çok yönlü sıkışmışlıkları ve durumu kendi lehine çevirme manevraları da bu tabloya eklenmelidir. Ancak bu tür gelişmeler statik değildir; her an yeni bir durum ortaya çıkabilir.
Bu nedenle, TBMM’de imzalanan çerçeve yasayı “hiçbir kazanıma denk düşmüyor”, “bu iktidara da güven olmaz, eski tas eski hamam” mealinde değerlendiren bazı kesimlerin daha kapsamlı düşünmesinde yarar vardır. Başka bir uç olarak “her şey yoluna giriyor” yaklaşımıdır… Kürt siyasal hareketinin sıklıkla vurguladığı gibi, geçmişi belirleyen mücadele olduysa, geleceği de yeni koşulların gereğine uygun kararlı bir mücadele belirleyecektir.
Elbette “Osmanlı’da oyun çok” sözünün boş olmadığını, iktidarların tarihsel refleksleriyle hareket ettiğini/edebileceğini bilmemek olmaz. Hiç kimse de bunu hesaplamayacak kadar saf değildir. Ancak gerçek şudur: Bundan sonrası için bir muhataplık sorunu kabul edilmiştir. Yavaş işlese de yetersizlikler olsa da hiçbir güç, hiçbir iktidar Kürtlerin kendi geleceklerini tayin etme konusunda gösterdikleri tarihsel duruşu yok sayma cesareti gösteremeyecektir.
Dahası önümüzdeki süreç doğru değerlendirilirse, ezilen ve sömürülen halklar için birlikte mücadele ve eşit haklara dayalı birleşik demokratik güçlerin başarısı daha yakındır. Mücadeleyle kazanılmış demokratik bir Türkiye’de Kürt halkının eşit haklarla geleceğini belirlemesi ve ezilenlerin, işçi ve emekçilerin demokratik kazanımlarını daha ileri mevzilere taşıması için fazlasıyla neden ortaya çıkmaktadır.