Isı adaları binlerce ölüme yol açıyor: 'Soğutma hakkı' gündemde

İklim krizinin sonuçlarından olan sıcak hava dalgaları, kentlerde ısı adası etkisiyle birleşince binlerce ölüme yol açıyor. ‘Sessiz afet’ olarak tanımlanan bu tablo, son yıllarda ‘soğutma hakkı’‘soğutma adaleti’ ve ‘soğutma eşitsizliği’ kavramlarını da gündeme taşıdı.

Çünkü soğutma artık bir konfor ya da lüks değil; yaşamı koruyan temel bir ihtiyaç olarak görülüyor. Soğutma hakkı, herkesin aşırı sıcaklardan sağlığını, yaşamını ve geçimini koruyacak güvenli, uygun fiyatlı, sürdürülebilir ve erişilebilir soğutma olanaklarına ulaşabilmesi anlamına geliyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Çevre Programı (UNEP), soğutmaya erişimin su, enerji ve sanitasyon gibi temel altyapı hizmetleriyle birlikte ele alınması ve herkes için eşit biçimde sağlanması gerektiğini vurguluyor. Kuruluşa göre “Soğutma hayat kurtarıyor.”

UNEP, ilgili raporunda iklim krizinin çözümünün her yere klima yerleştirmek olmadığını da belirtiyor. Enerji verimli binalar, gölgelendirme, yeşil alanlar, doğal havalandırma ve düşük emisyonlu soğutma sistemlerinin birlikte yaygınlaştırılması gerektiğine dikkat çekiyor.

Kentsel Isı Adası Etkisi İnisiyatifi’nden makine mühendisi Remzi Çelik, konuyla ilgili Diken’in sorularını yanıtladı.

Remzi Çelik, Mesude Demir. Fotoğraflar: Diken

Çelik, soğutma hakkıyla kastedilenin klima cihazları olmadığını söyledi: “Klimalar gerekli olsa da tek başına çözüm değil. Ancak kentin soğutulması planları yapıldıktan sonra çözüm olarak düşünülebilir. Isı adalarının kök nedeni rant esaslı kentleşme.”

Hukuk literatürüne girmesi için ilk adım

İnisiyatif, ‘soğutma hakkı’nın Türk hukuk literatürüne girmesi için İstanbul Barosu’na bir dilekçe de verdi.

Soğutma hakkının yaşam, sağlık ve sağlıklı çevrede yaşama hakkının ayrılmaz bir bileşeni olduğunu belirten Çelik, şöyle devam etti: “Bu, kent ekosistemi içinde insanların ve diğer canlıların aşırı sıcaklıkların yaşam, sağlık ve refah üzerindeki etkilerinden korunabilmeleri için serinleme sağlayan doğal ve yapay altyapılara, temiz havaya, suya, ağaçlandırmaya, gölgelendirmeye, yeşil alanlara ve iklime uyumlu yaşam çevrelerine erişebilme hakkı.

Maalesef kentlerde ısıyı üretenle yüküne maruz kalan arasında adaletsizlik var.

Dışarıda açık havada çalışmak zorunda olanlar (inşaat işçileri, kuryeler vb.), çalıştıkları yerde klima olmayanlar, yoksul insanlar daha çok etkileniyor.”

Tamamen insanın ‘eseri’

Çelik’in verdiği bilgiye göre, kentsel ısı adası, şehir merkezlerinin çevredeki kırsal alanlara göre daha sıcak olması durumu. Kentlerde ısıyı tutan yüzeylerin yoğunluğu ve insan faaliyetlerinin etkisi nedeniyle geceleri yeterince soğuyamayan bir ortam oluşuyor.

Yapı malzemeleri (güneş enerjisini emen, depolayan ve gece geri salan beton, asfalt, cam ve kompozit yüzeyler), yeşil alan eksikliği (ağaçlar ve bitkiler gölge sağlar, ayrıca çevreyi doğal olarak serinletir), antropojenik ısı (araç motorları, klima dış üniteleri, sanayi tesisleri ve yoğun enerji kullanan yapıların yaydığı yapay ısı), kentsel geometri ve renk seçimi (yüksek binalar hava akımını azaltır, radyasyonu hapseder; koyu yüzeylerse daha fazla ısı emer) kentsel ısı adalarını yaratıyor.

Öğle 13.00’de siyah arabanın üzerinde ölçülen sıcaklık 61,7 derece.
Aynı saatte beyaz arabanın üzerindeki sıcaklık 42 derece.

Isı adalarının tamamen insan eliyle oluştuğunu vurgulayan Çelik, “Yeni gelişen beton yoğun bölgelerde gece sıcaklıkları yüksek kalırken, park yoğunluğu yüksek alanlar mikro ölçekte serin adalar oluşturabiliyor.

AVM kümeleri, hastaneler, plazalar, yoğun ulaşım aksları, yeni konut alanları, betonlaşmış kent meydanları, ağaçsız okul zeminleri ve geniş kompozit yüzeylere sahip marinalar ısı adası çekirdeği hâline gelebiliyor.”

Mesele ‘teknik’ten öte

Çelik, ısı adası etkisinin metropollerde ve büyük şehirlerde her yaz doğrudan hissedilen, halk sağlığını tehdit eden ve ekonomik eşitsizlikleri derinleştiren somut bir kent sorunu olduğunu anlattı: “Uzun yıllardır daha çok teknik yönüyle ele alınan bu olgu, aslında bir sağlık, yönetişim ve adalet meselesi.

Çevresel bozulma, daha yüksek enerji tüketimi, hava kirliliği artışı ve gece sıcaklıklarının yükselmesi gibi sonuçlar doğurur.

Isı stresi, kalp-damar hastalıkları riskinde artış, uyku bozuklukları ve özellikle yaşlılar, çocuklar, hamileler ve kronik hastalar için ciddi tehditler anlamına gelir.

İklim açısından bakıldığında ise yerel mikroiklim değişimleri ve yağış rejimlerinde sapmalar söz konusu olabiliyor.”

Etkisi yavaş görülüyor

Kentsel ısı adası etkisine ‘sessiz afet’ denmesi boşuna değil. Çelik bunun sebebini şöyle açıkladı: “Deprem, sel veya yangın gibi afetler aniden ortaya çıkar ve görünür. Kentsel ısı adasının en büyük sorunuysa görünmez olması. Etkileri yavaş ilerler; sağlık bozulmaları çoğu zaman doğrudan ısıyla ilişkilendirilmez.

Çünkü sonuçları patlama ya da yıkım gibi dramatik biçimde görünmez. Ölümler ve hastalıklar tek bir noktada değil, kentin farklı mahallelerine dağılmış şekilde ortaya çıkar.

Kalp krizi, tansiyon yükselmesi, uyku bozukluğu, halsizlik ve baş ağrısı gibi pek çok belirti ısıyla ilişkili olsa da doktor raporlarında çoğu zaman temel neden olarak ‘ısı’ yazılmaz. Sorumlusu da belirsizdir.

Bugün artık sorulması gereken, şehrin ne kadar sıcak olduğu değil, insanların ne hissettiği.”

Çelik, yerel ve merkezi yönetimlerin kentsel ısı adası etkisine yönelik politikalar oluşturması ve bütçe ayırması gerektiğini söyledi. Kentlerin özellikle dezavantajlı bölgelerinde ölçümler yapılması, uydudan yüzey sıcaklık haritalarının çıkarılması gerektiğini belirten Çelik, o bölgede ağaçlandırma yapılması ve sulak alanların yaratılmasının ısı adası etkisini azaltabileceğini sözlerine ekledi.

Çelik özetle şu noktalara dikkat çekti: 

* Hayvanların patileri yanıyor. Isı adalarından sadece insanlar zarar görmüyor. Evcil hayvanlar, sokak hayvanları ve kentte yaşayan diğer tüm canlılar (kirpi, kaplumbağa, kertenkele, arı, karınca gibi) için büyük bir risk oluşturuyor. Su ve yiyecek bulmak için dolaşan hayvanların patileri dahi yanıyor.

* Çöpler hastalık yuvasına dönüşüyor. Sıcakla çöplerde virüs ve bakteri üremesi artıyor.

* Zehir solunuyor. Asfalt üzerinde oluşan buharlaşma nedeniyle ortaya çıkan petrol türevleri havaya karışıyor ve solunuyor.

* Suyu buharlaştırıyor. Suya ihtiyaç artarken betonlaşma, daha fazla yer üstü suyunun buharlaşmasına ve hava sıcaklıklarının artmasına neden oluyor. Yeraltı sularının aşırı çekilmesi sonucunda gittikçe derinlerden su elde edilmek zorunda kalınıyor. Yine betonlaşma ve asfalt, yağmur suyunun toprakla buluşmasını engelliyor.

* Ağaçlar peyzajdan çok fazlası. Topraktan suyu alıyor, buharlaştırıyor ve böylece bulunduğu çevreyi 2-3 derece soğutabiliyorlar. Gölgeleme etkisiyle beton ve taş yüzeylerin serin kalmasını sağlıyor. Bilinçli kent yönetimleri, ağaç budama ve bakım masraflarının toplamda sağlık ve elektrik faturalarının çok altında olduğunu bildiklerinden, ağaçlara ve örtücü bitkilere önem verirler.

* İçerisi soğutulurken, dışarısı ısıtılıyor. Büyük ticari yapılar, özel hastaneler, AVM’ler, plazalar, veri merkezleri, oteller, büyük marinalar ve ağaçsız geniş otoparklar önemli ısı üreticileri. Buralarda iç mekân soğutulurken ısı ortadan kaldırılmıyor, dışarıya atılıyor. Yani bina içi serinlerken çevredeki mahalle daha fazla ısınıyor. Bu durum sosyal bir mesele. Yapılar kendi konforunu sağlarken dışarıya attığı ısının bedelini çevrede yaşayan halk, özellikle de düşük gelirli gruplar, daha yüksek elektrik faturaları ve artan sağlık riskleriyle ödüyor.