Toplumun önemli bir bölümü Kürt sorununun çözümünü ve barışı samimiyetle arzulamakla birlikte haksızlığın, hukuksuzluğun, eşitsizliklerin ayyuka çıktığı bir dönemde bu sürecin başarıya ulaşacağı konusunda son derece kaygılı.
Akıllardaki soru şu: Asgari ücret 28 bin lira, emekli aylıklarının ortalaması 25 bin lira iken açlık sınırının 37 bin liraya dayandığı; kamu emekçilerinin yüzde birkaçı dışında kalanının 120 bin lira olan yoksulluk sınırının altında ücret aldığı; her sabah seçilmiş bir belediye başkanının gözaltına alındığı haberlerine uyanan; muktedirin kendisine rakip gördüğü siyasetçilerin 10 yıldır tutsak olduğu bir ülkede toplumsal barıştan söz etmek mümkün mü?
Sürece ilişkin kaygının odağında Kürt hareketi ya da PKK’den ziyade AKP/Saray iktidarı var. Silahların bırakılması ve örgütün feshiyle birlikte Kürt hareketinin mücadelesini siyasi zeminde sürdürme niyetini ortaya koymasının, toplumdaki ikna etkisinin oldukça yüksek olduğu söylenebilir.
Buna karşılık iktidarın sürece ilişkin beklenen adımları atmakta gecikmesinin yanında giderek yükselen otoriterlikle birlikte adalet duygusunun kaybolması; açlığın, yoksulluğun artması -yargı ve ekonomi yönetimi başta olmak üzere- devlet kurumlarına güveni önemli ölçüde sarsmış durumda. Hal böyle olunca, iktidar tarafından atılan her adım, gerçekleştirilen her icraat kuşkuyla karşılanıyor.