Bir ayının neden köye, kente indiğini sormadan, ormanına yani onun doğal habitatına ne olduğunu konuşmadan, besin kaynaklarını, su yollarını, yaşam alanlarını yok edenleri sorgulamadan yalnızca tetiği konuşuyoruz.
Büyük bir kolaycılıkla “vahşi hayvanlar köylere indi” diyoruz. Hayır, öyle değil. Biz onların yaşamına el koyduk. Bunun ayırdında olmalıyız.
Ayılar normal koşullarda insandan uzak durmayı tercih eder. Koku alma duyuları olağanüstüdür; kilometrelerce öteden insanı fark edebilir ve çoğu zaman yön değiştirirler. Bir boz ayının ilk içgüdüsü saldırmak değil, kaçmaktır.
Seferihisar’daki olaydan sonra da ayının yavrularını aradığı yönünde bilgiler paylaşıldı. Bunun kesinliğini bilmiyoruz. Ama bildiğimiz başka bir şey var. Bir canlının davranışını anlamaya çalışmadan bir tür için toplu infaz kararı vermek, öleni geri getirmeyeceği gibi adaletli de değil. İnsanlar için de hayvanlar için de bu böyle. Olumlu sonuç getirmeyecek, geleceği etkileyecek ve düşünmeden, hissetmeden, anlamadan, plansız ve vahşi dürtülerle hareket etmek yerine asıl soru şu olmalı: Ayılar neden artık insanların kapısına kadar geliyor?
Çünkü ormanlar küçülüyor.
Çünkü su kaynakları kuruyor.
Çünkü yangınlar, madenler, yollar, taş ocakları ve kontrolsüz yapılaşma onların binlerce yıldır yaşadığı yerleri parçalıyor. Doğanın dengesi bozulduğunda karşımıza dikilen sadece ayılar da olmayacak. Köpeklerin soyu kurutulduğunda kurtlar, tilkiler, çakallar, domuzlar, türlü yabani hayvan şehirlere iner. Kediler olmadığında fareler, yılanlar, çiyanlar basar ortalığı. Bir türü ortadan kaldırmak döngüyü kırar. Ekoloji tam da budur. Her canlının başka bir canlının yaşamına görünmeyen bir iplikle bağlı olmasıdır.