Dünya düzleminde kapitalist yıkımın zirveye çıktığı, emperyalist güç odakları arasında çelişkilerin keskinleştiği, düşük yoğunluklu ama sürekli savaşların ölüm saçtığı bir dönemden geçiyoruz. Bu zemin üzerinde iç siyasette otoriterlik eşiği çoktan aşılmış durumda. Rıza üretemeyen ve seçime girse kaybedeceğini gören iktidar aygıtı yasa, kural ve etik sınır tanımadan baskı uyguluyor. Yolsuzluk, şiddet ve her alanda yaşanan kuralsızlık katlanarak artırıyor.
Bu kaotik belirsizlik ortamında, yaygın ve tuzaklarla dolu baskı koşulları altında canını dişine takmış bir biçimde mücadele edenler yüzümüzü ağartmaya devam ediyor. Siyasal, toplumsal ve kültürel mücadele biçimlerinin farklı kanallarında emekçilerin yararına bir değişim için çaba harcayanlar azımsanmayacak düzeyde.
Ancak, tüm bu yaşananlara rağmen ölü taklidi yapmayı tercih edenler var; çemberin hızla daraldığını görmezden geliyorlar. Henüz kendine dokunmamış olan taciz düzeni ortasında olanı gören, arkasındaki mantığı anlayan ama olup biteni sadece izlemekle yetinen bir kesim öylece durup, ses çıkarmadan kıyımı izlemeye devam ediyor.
Bu süreçte tarafsız kalmak, baskı uygulayandan yana taraf olmaktır.