Ahmet Telli'ye veda
A

C. Hakkı Zariç
C. Hakkı Zariç
Şair, yazar ve editör. 1999’dan bu yana yazıları ve kitapları yayımlanmaktadır. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Türkiye PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Manos Kitap ve Yeni e dergisinde editörlük çalışmalarını sürdürmektedir.

Ahmet Telli çağırdıysa gidilir. Ahmet Telli telefonla arar, Ahmet Telli telefonla aranır.  Kitap fuarlarının birinde Ahmet Telli’ye rastlarsınız mutlaka, heyecanlı ve mutlu okuyucularıyla sohbet eder, dolmakalemleri göz doldurur imzalarında.

Close-up of a smiling gray-bearded man in a red shirt at a crowded book fair, with stacks of books in the foreground.
İstanbul Kitap Fuarı, Kasım 2019.

Ahmet Telli çağırırsa Ankara’ya gidilir. Şairdir, anlam ve yalnızlık duygusudur Ahmet Telli.

Older man with gray beard holding a white rose near his mouth, wearing a blue blazer, against a dark night background.
Ahmet Telli. Fotoğraf: Kadir İncesu

Çay içmeye, tavla oynamaya, Keremeyle’ye, göz göze gelmeye, mahcup olmaya gidilir. Oraları bilmesem de takılırım Mahmut Temizyürek’in peşine, aynı masaya dirseklerimizi dayayıp uzun uzadıya konuşmak ve efkârlı bir dağ gibi göğe baktığını görmek için artık neresi olursa gidilir.

Yola çıkan söz

Son defa Ankara’ya çağırdı bizi Ahmet Telli. “Gelin” falan demedi; ondan aldığımız son haberin acısı ve yasıyla gidecektik Ankara’ya. Gidecektik ama nasıl gideceğimiz fikri yoktu hiçbirimizde.

Portrait of an older man with a gray beard standing beside a tree in a sunny park.

Ömrümüzün karşılıksız sorularla  anlam bulmaya çalıştığı yerde onun şiirlerine danıştık, yazdıklarını okuyarak cendereden çıkmanın ya da kalıp daha iyi yenilmenin ne demek olduğunu biraz daha anlamaya çalıştık.

Ahmet Telli şair olmanın ötesinde, geri çekilmenin ve doğrulup yeniden devam etmenin bilgesi olarak var oldu hayatımızda. Ne parmak salladı, ne başını eğdi. Ömrünün tamamında yoldaşlık ilkesiyle omzumuza attı elini.

Hayata veda ettiği gün içimizde sözcükler söndü.

Akşamında İBB’nin çağrısı geldi, Taksim ve Kadıköy’den Ankara’ya gidecek araçlar için buluşma yeri ve saati belirlendi.

Yaşlandın adamım dev-genç mitingi sandın yağmuru
Oğlunu baban, kendini merkez komiteden Delidumrul.
Anlatıyorsun; sesinde kunduzlaşıyor bütün kelimeler
Zap köprüsüymüşsün haydut gölgeler geçiyor üzerinden
sonra gümüş kemerli kadınlar, Berçelan ve ters laleler

Sen o zamanlar hâlâ olduğun gibi
Sen o zamanlar aşkları uzun sürer sanarak
Sen o zamanlar kadife pantolon hâki parkanla
Sen o zamanlar kalbine söz dinletemediğin
Sen o zamanlar sırılsıklam kır ve şehir

O zamanlar arkadaşlık günleriydi adamım

Uzun yolda arkadaşlıklar

Adından da anlaşılacağı üzere, Arkadaşlık Günleriydi [1] kitabı bu şiirle açılıyor. Cenaze töreni de bu şiirle açıldı, Ahmet Telli yoldaşlarının, ailesinin, torunlarının, dostlarının, okurlarının katıldığı büyük bir arkadaşlık gününde toprağa emanet edildi.

Projection of a man’s portrait on a large screen above a red-draped casket with a small framed photo on the front, during a memorial event.

O gece Ankara’ya gitmek için Kadıköy’de toplandığımızda bir avuç insandık. Yarım saat önce Taksim’den kalkan otobüs iki yakaya yetecek kadar vefa doluydu.

Mahir Polat zarafeti ve sessizliğiyle organize etmiş her şeyi, çalışma arkadaşları görev paylaşımı yapmış; yola koyuluyoruz.

Kadıköy rıhtımından Ankara’ya bir veda yolculuğu başlarken, hepimizde bir hatırı, hatırası, imzası, gülüşü saklı Ahmet Telli’yi anıyoruz sessizce.

Alfa Dağıtım’dan Ahmet Telli’nin arkadaşı Vezir Sarıyer’le yan yana oturuyoruz. Arka koltukta Özgün Enver Bulut, onun arkasında Emrullah Alp ile Cenk Kolçak.

Önlerde bir yerlerde Haydar Ergülen ve Süreyya, Sezai Sarıoğlu, Zeynep Özcan. Mehtap Meral ve İlkay Akkaya yan yana oturuyorlar yol boyu… Her ne kadar İBB personeli olsa da edebiyatımızın kara kutusu Kadir İncesu da fotoğraf makinesiyle aramızda. Nesimi Aday yeni çıkmış içeriden. Semra da Kartal’dan gelmiş.

Two older men with gray beards sitting side by side at an event, looking at the camera; man on left wears a patterned sweater and dark jacket, man on right a brown blazer.
Haydar Ergülen, Ahmet Telli.

İBB’den Mahir Bey’in çalışma arkadaşları, içlerinde Turizm Şube Müdürü Hüseyin Gazi Coşan’ı tanıyorum.

Yoldayız ve gecenin karanlığını yırtarak Ankara’ya gidiyoruz.

Group of men seated around a glass table at a book fair booth, posters featuring headshots on the wall behind them. Caption text visible: KADIR INCESU / 7. Bursa Kitap Fuarı 2009.
Ataol Behramoğlu, Ahmet Telli, Nihat Behram, Tuğrul Keskin.

Sabah gelen telefon

Kısa süre önce telefonla konuşmuştuk, sesi yorgun geliyordu Ahmet Telli’nin. Sabahtı. Baktım Ahmet Abi arıyor. Ne yalan büyük bir heyecanla açtım telefonunu, “yok abi bu saatte uyunur mu?” Konuştuk şurdan burdan, hastane günlerinden, Ahmet Say için yazdığım yazıyı okumuş, bundan dolayı aramak istemiş.

Older man with gray hair signs a book at a table, colorful posters behind him on a blue wall.

Konuştuk bir süre, telefonda da olsa samimiyetine ve içtenliğine her zaman hayran kaldığım bir tutkuyla geçti zaman. “Edebiyatçılar Derneği meselesinde Ahmet Say ile fikirlerimiz çatıştı ama yıllar sonra Ahmet Abi ‘Telli sen haklıydın’ dedi.” Bu mevzunun ayrıntılarını sonraya bırakıp Ahmet Say üzerine konuştuk ve son konuşmamız oldu. Türkiye Yazıları geldi gözümün önüne. Baktım Ahmet Telli’yle Ali Cengizkan yan yana duruyor kitaplığımda. İkisi de emekçisidir Türkiye Yazıları’nın, Ahmet Say adına konulan ödülün ilkine Ahmet Telli değer görüldü, Ali Cengizkan da jüri üyesi olarak görev yapıyor. Ne mutlu.

Ahmet Telli’yle son zamanlarda telefonla bir hayli görüşür olduk. İlhan Sami için yazılmış şiirlerden bir antoloji yapmaya çalışıyoruz, Ahmet Telli de bir şiir yazmıştı İlhan’a ve onun için yapılan etkinliklere, okumalara, açıklamalara, imzalara katılmıştı.

Şiirin izni için konuştuğumuz gün gönderdiğim sözleşmenin çıktısını hangi ara aldı, hangi ara imzalayıp gönderdi, hangi ara beni aradı anlatılabilir gibi değil. İlhan Sami ve İpek Özel’le trene atlayıp yanına gitmeyi ve onu görmeyi planladıysak da olmadı. “Az kaldı” diyordu Ahmet Abi, “şu kemoterapi de bitsin biraz dinleneyim, o zaman gelirsiniz, bir parkta, açık havada oturur sohbet ederiz.”

Günün sabahında Ankara sokakları

Group of people posing in front of a large dark monument featuring two sculpted figures, outdoors on a sunny day with trees around.
İstanbul’dan Ankara’ya Ahmet Telli’ye vedaya gidenler toplu halde.

Issız bir Ankara sabahına konuk olduk. Veda töreninin başlamasına saatler vardı, çarşı iznine çıkan askerler, NATO toplantısının bitmiş olmasına sevinen emekliler, pazar günü olmasına rağmen çalışmak zorunda kalanların yorgunluğu, dolmuşçuların hoyratlığı. Güvenpark’tan ve Dost’un önünden selam gönderdik Ahmet Telli’ye. Su Çürüdü kitabının 3. basımı Eylül 1985’te Dost Yayınları’nca yapılmamış mıydı? Çankırı E Tipi Cezaevi’nde yatan arkadaşlarına Su Çürüdü’nün 3. basımını 25.10.1986 tarihinde “Dostlara selam” diye imzalamış Ahmet Abi. Bendeki imzalı tek kitabı. Kimden bana kaldı, bilmiyorum. Soluk Soluğa şiirinden, kitaptaki 24. sayfadan aktarıyorum:

Ne bir adresleri vardı onların yeryüzünde
ne de aşktan başka bir sığınakları

Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında
ölümle alay ederler sanki

Nerde beklenirlerse oradaydılar
bir kez bile gecikmediler ömür boyu

Tören saatinden çok önce insan seli karşıladı bizi Ankara’da, biz de Ahmet Telli’nin arkadaşlarını karşıladık. Törenin yapılacağı salonda boş koltuk kalmadığı gibi, koridorlarında, merdivenlerinde,  sahne önünde, lobide, binanın girişinde de yer yoktu. Suavi’nin bembeyaz çelengi hariç değil.

Efkârlı dağlardan arkadaşlar

Çok insan konuştu. Çok insan acıyı temsilen bulunduğumuz salonda göz yaşlarımıza yeni yağmur bulutlarıyla geldi. Grup Yorum Sıyrılıp Gelen’i söyledi. İlkay Akkaya zarafetiyle konuştu, Türkan Elçi şiirinden yanaydı, Haydar Ergülen 50 yıllık arkadaşı ve yoldaşını PEN Türkiye adına andı, Tuğrul Keskin konuşabilecek durumda değildi bir acı vedaydı her hecesi, Fahri Özdemir ve Cengiz Kaplan kısacık dile getirdi duygularını. Açılış konuşmasını Mahmut Temizyürek yapmıştı; Komünist Manifesto’nun ilk cümlesinden bahsetti, efkârlı dağlara kadar çıktı yolumuz. El ele tutuştuk, kucaklaştık.

Dört erkek, şehirde yaya yolunda duruyor; arkada mağazalar ve reklâm dekorları var. Alt kısımda 'KADİR İNCE SU / AHMET TELLE'YE VEDA 12 TEMMUZ 2026' yazısı görünüyor.
Emrullah Alp, Cenk Kolçak, Hakkı Zariç, Vezir Sarıyer.

İzmir’den, Diyarbakır’dan, İstanbul’dan, Marmaris’ten, Niğde’den gelenler aklımda. Bir şairi uğurlamanın, bir şaire veda etmenin, acısı ve anlamı birikti günün akşamına kadar.

Karşıyaka Mezarlığı’nın 2. kapı girişinden devam edip 3. sağa döndük, işte orada Deniz Gezmiş, az ötede Yusuf Aslan, Hüseyin İnan. Yan yana yatmasınlar diye yanlarına başka insanlar konuk edilmiş. İşte orada aşk, devrim ve şiir için yaşayan Ahmet Telli de yoldaşlarının sükûnetine konuk oldu. Biraz yukarıda Ahmet Say, yakınlarda Ahmet Erhan.

Son büyük serüvenci yaralı olduğu sürece Ahmet Telli şiiri yaşayacaktır, buna şüphe yok.


[1] Ahmet Telli, Arkadaşlık Günleriydi, Everest Yayınları, 1. Basım Temmuz 2023, Sf. 11