Avrupa’da binlerce ölüme yol açan sıcak hava dalgasının yaz bitmeden Türkiye’ye de gelmesi bekleniyor.
Halk sağlığı uzmanları, Türkiye’nin de sıcak hava dalgalarını ‘meteorolojik olay‘ değil, sağlık krizi olarak kabul edip buna göre çok yönlü önlemler alması gerektiği uyarısı yapıyor.

Haziran sonlarında Batı Avrupa’yı etkisi altına alan aşırı sıcak hava dalgalarının, kıta genelinde 10 binden fazla ek ölüme yol açtığı tahmin ediliyor.
Tahminlerden daha erken ısındık
Küresel iklim değişikliği artık gelecekte gerçekleşmesi beklenen bir küresel sorun değil; etkilerini başta sağlık olmak üzere her alanda hissettiğimiz bir kriz halini aldı bile. 2001-2020 arasında sera gazı emisyonlarının etkisiyle küresel sıcaklık 0,99 °C (0,84-1,10 °C arasında değişen oranlarda) arttı. İlerleyen yıllarda tahmin edilenden çok daha hızlı bir şekilde artması bekleniyor.

Tahminler beklenenden çok daha erken gerçekleşti. Küresel ortalama sıcaklıklar 2024’te sanayi öncesi döneme kıyasla ortalama 1,55 °C artışla rekor kırdı. Ortaya çıkan iklimsel aşırılıklar dünya çapında giderek daha fazla can ve mal kaybına yol açıyor. Yaklaşık 3,3-3,6 milyar insan iklim değişikliğine karşı son derece kırılgan. İklim değişikliğinin, yetersiz beslenme, sıtma, ishal ve sıcaklık stresi gibi nedenlerle 2030-2050 arasında yılda yaklaşık 250 bin ek ölüme sebep olacağı hesaplanıyor.
Kişi başına ortalama 33,6 gün sıcak hava dalgası
Küresel iklim değişikliğinin sonuçlarından olan sıcak hava dalgalarından Türkiye de etkileniyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 2024 Yılı Yaz Mevsimi Sıcaklıklarının Değerlendirmesi Raporu’na göre, Türkiye’nin 1991-2020 yaz mevsimi ortalama sıcaklığı 24 °C. 1971’den itibaren ortalama sıcaklıklar düzenli olarak artıyor. 2024 yaz mevsimi ortalama sıcaklığı 26,1 °C ile mevsim normallerinin 2,1 °C üzerindeydi. Aynı yılın haziran ve temmuz ayları, son 54 yılın en sıcak haziran ve temmuz aylarıydı. 2024 yaz mevsimi, son 54 yılın en sıcak yaz mevsimi olarak kaydedildi. Bu durum, sıcak hava dalgalarının Türkiye için artık kaçınılmaz ve giderek artan bir tehdit olduğunu ortaya koyuyor.
İklim değişikliğinin insan sağlığı üzerindeki etkilerini izleyen bilimsel girişimlerden biri olan Lancet Countdown’un 2025 raporuna göre, 2024’te Türkiye’deki insanlar ortalama olarak kişi başına 33,6 sıcak hava dalgası gününe maruz kaldı. Bu günlerin 27,3’ü (yüzde 81’i), iklim değişikliği olmasaydı beklenmeyecek olaylardı.
Lancet Countdown, Türkiye’nin artan iklim risklerine karşı sağlığı korumak için 2024-2030 yıllarını kapsayan İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı’nı ulusal düzeyde acilen uygulamaya koyması gerektiğini belirtiyor.
‘Olağanüstü, olağanlaştı’
Kocaeli Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan ile Türkiye’nin yapması gereken hazırlıkları konuştuk.

Çağlayan, çok bakanlıklı, çok düzeyli, toplum tabanlı, eşitlikçi, hak temelli ve etkili bir müdahale sistemi kurmamız gerektiğini vurguladı.
Aşırı sıcakların düzenli aralıklarla tekrarlanan bir risk haline geldiğini ve ‘olağanüstünün olağanlaştığını‘ belirten Çağlayan, şunları söyledi: “İklim krizi 21’inci yüzyılın en önemli çevresel sorunu olmanın ötesinde, insan sağlığını doğrudan ya da dolaylı yollardan tehdit eden ve yıllar içinde derinleşen bir küresel tehdit haline geldi. Halk sağlığı üzerindeki tehditlerin başında, can kayıplarına ve ciddi hastalıklara yol açan aşırı sıcaklar ve sıcak hava dalgaları geliyor.
Bu etkiler toplumsal eşitsizlikler üzerinden adaletsizce dağılıyor. İklim değişikliğinin etkilerinin sadece afetlerin sıklaşması ve yeni hastalıkların ortaya çıkmasıyla sınırlı kalmayacağı, aynı zamanda aşırı sıcaklık ve kuraklık dönemleri uzadıkça daha uzun süreli kesintilere yol açacağı öngörülüyor.”
Hal böyleyken artacak sağlık bakım gereksinimleriyle başa çıkmaya Türkiye hazır mı? Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar, iklim krizinin küresel tehditleri karşısında ülkelere iklime dirençli ve düşük karbonlu sağlık sistemleri oluşturma konusunda stratejik çerçeveler ve operasyonel rehberler sunarak yol gösteriyor.
‘Ulusal çapta eylem planı hazırlanmalı’
Kocaeli Tabip Odası Başkanı da olan Çağlayan, Türkiye’nin sağlık altyapısının iklime dirençli hale getirilmesi ve aşırı sıcaklara yönelik önleyici bir eylem planının oluşturulmasının yaşamsal önem taşıdığını belirtti: “Türkiye, Akdeniz iklim kuşağında yer alıyor ve sıcaklıklar giderek artıyor. Hızla artan yaşlı nüfus oranı, yüksek kentleşme düzeyi, mevcut yapı stoku ve altyapı yetersizlikleriyle sağlık sistemindeki artan yük göz önüne alındığında, aşırı sıcaklıkların halk sağlığı üzerindeki etkileri açısından ciddi bir risk altında.
Tablo bu kadar ciddiyken ülkede, aşırı sıcaklar karşısında hem toplumun hem de sunulacak sağlık hizmetlerinin dirençliliğini sağlayabilecek parçalı ve dağınık sorumluluklar içeren önlemler bulunuyor. Türkiye’nin henüz ulusal çapta sistematik ve çok düzeyli, sıcak hava dalgası özelinde bir eylem planı (Fransa örneğinde olduğu gibi) bulunmuyor.”
‘SMS yollamak yetmez!’
Peki aşırı sıcaklara bağlı ölüm kayıtları tutuluyor mu? Çağlayan, Sağlık Bakanlığı verilerinde sıcak çarpmasına bağlı ölüm sayılarının raporlandığını belirtti: “Ancak Avrupa ülkelerindeki gibi epidemiyolojik analizler yaygın değil. Ayrıca ölümlerin doğrudan sıcakla ilişkilendirilmesini sağlayacak çevresel sağlık sistemlerinin eksikliği, gerçek ölüm sayısının resmi verilerin üzerinde olabileceğini düşündürüyor.”
Ölçülemeyen bir sorunun politika düzeyinde görünürlük kazanamayacağını hatırlatan Çağlayan, şöyle devam etti: “Türkiye’de sıcak hava dalgalarına karşı alınan bazı önlemler sınırlı ölçüde hayata geçirildi. Örneğin, Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından sağlanan erken uyarı sistemleri aracılığıyla zaman zaman sıcak hava dalgalarına ilişkin uyarılar yapılıyor.
Bu uyarılar bazı dönemlerde SMS şeklinde kamuya iletiliyor. Ancak bu tür önlemler, çoğunlukla bilgilendirme düzeyinde kalıp doğrudan müdahale ve sosyal hizmet desteklerine dönüşmüyor.
Dünya Sağlık Örgütü, sıcak hava dalgası olduğunda ilgili çalışmaları yürütecek sorumlu bir kuruluş olması gerektiğini söylüyor. Sağlık Bakanlığı, yerelde ise sağlık müdürlüğü gibi. Mutlaka erken uyarı sistemi kurulmalı.
Sıcak hava dalgalarıyla ilgili çok isabetli tahminler yapılabiliyor. Uyarı sistemi, koruyucu önlemlerin alınabilmesi için doğru ve zamanında çalışmalı. Gerekli mevzuat değişiklikleri yapılmalı (sıcak hava dalgalarında çalışma saatlerinin değiştirilmesi gibi).”
Çağlayan, bir diğer önemli konunun risk gruplarının belirlenmesi ve takibi olduğunu söyledi. Yalnız yaşayan yaşlıların, bakıma muhtaç olanların saptanması ve aranması; kütüphaneler, belediye binaları, spor salonları, camiler gibi klimayla soğutulan ortamların serinleme alanları olarak kullanılması, alınabilecek önlemlerden.
‘Kentlerde serinleme alanları belirlenmeli’
Sıcak hava dalgaları kentlerde daha etkili. Betonlaşma, asfalt, hava koridorlarının kapanması ve yeşil alanların azalması, kentsel ısı adalarına yol açıyor.
Çağlayan, kentlerde insanları serinletecek sistemlerin kurulması gerektiğini de söyledi ve ekledi: “Kamusal alanda içme suyuna ücretsiz erişim de sağlanabilir.”
Sağlık sisteminin de hazır olması gerektiğini belirten Çağlayan, “Aciller bu tür vakalara hazır olmalı. Maalesef acillerimizde çok ciddi yığılmalar var” dedi.
Düşük karbonlu sağlık sistemi
Çağlayan, ilgili eylem planı kapsamında karbon salımını azaltacak müdahalelerin sağlık sistemini de kapsamasının önemine dikkat çekti. Sağlık sistemleri emisyonların çoğundan sorumlu sektörler arasında yer almıyor. Ancak küresel emisyonların yaklaşık yüzde 5’inden sorumlu tutuluyor.
Dünya Sağlık Örgütü, sağlık sistemlerinin yalnızca iklim değişikliğine uyum sağlaması değil, aynı zamanda iklim değişikliğine katkısını azaltacak şekilde yapılandırılmasını da hedef olarak gösteriyor. Bunun için hastane binalarında enerji verimliliğinin artırılmasını, sağlık hizmetlerinde yenilenebilir enerji kullanımının desteklenmesini, ilaç ile malzeme tedarik zincirinde karbon ayak izi ölçüm mekanizmaları oluşturularak sistemin çevresel sürdürülebilirliğinin sağlanmasını öneriyor.
Çağlayan, şehir hastaneleri gibi hastane tabanlı sağlık hizmetinin, gerek devasa büyüklüğü ve enerji gereksinimi gerekse hasta ve personel ulaşımının, hareketinin artırdığı emisyon yüküyle iklim krizine katkı yaptığını söyledi: “Oysa birinci basamak sağlık hizmetlerinin yaygınlaşması, insanların yakınında ilk başvuru yeri olması nedeniyle hesaba katılmayan bu emisyon yükünü, acillere artan başvuruyu da azaltır.
Türkiye’nin hem iklim krizine dirençli hem de düşük karbonlu bir sağlık sistemi için, koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelikli olduğu ve birinci basamak sağlık sisteminin güçlendirildiği, basamaklar arası sevk sistemiyle başvuruların düzenlendiği bir sağlık sistemine ihtiyacı var.”