Tarihin hafızasında kayda geçen birçok acı olay Temmuz sıcağında yaşandı.
Temmuz dediğimiz sadece ekinlerin sarardığı, güneşin göğü kavurduğu bir mevsim dönümü değildir. Bu topraklarda Temmuz; takvimlerin üzerine pas gibi yapışan, kokusu nesiller boyu geçmeyen bir kırım ayıdır. Sıcağın nefesimizi kestiği her Temmuz’da, bu toprakların altından yükselen o tanıdık, o dilsiz çığlığı duyarız. Rüzgarın sesi kısılır, nehirlerin rengi koyulaşır.
Coğrafya dediğimiz sadece dağdan, taştan, akarsudan ibaret değildir; bir hafızadır coğrafya. Üzerinde yürüyenlerin ayak izlerini, rüzgârın fısıldadığı sırları ve en çok da dökülen kanın sıcaklığını saklar göğsünde.
Bazı tarihler vardır ki, takvim yapraklarından kopup insanın içine bir kıymık gibi saplanır.
Zilan Katliamı, Dersim Katliamı, 33 Kurşun-Muğlalı Olayı, Başbağlar katliamı, Sivas- Madımak Katliamı ve Suruç Katliamı değişik yılların Temmuz ayında işlendi.
Bugün, aradan geçen onca yıla rağmen yaranın kabuk bağlamayışı, unutturma politikasının hafızanın o direngen duvarına çarpıp geri dönmesindendir. Çünkü acı, resmi tarihin labirentlerinde kaybolmayacak kadar gerçektir.
Bu yüzden Temmuz bize sadece sıcağı değil, bu ülkenin adalet çölünü de hatırlatır.