Berkant Gültekin: 15 Temmuz'u Türkiye tarihindeki diğer darbelerden ayıran çok temel bir özelliği var

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Bugün 15 Temmuz darbe girişiminin 10’uncu yıl dönümü. Yıllar önce devlete sızmaya başlayan Fetullahçı çete, AKP’nin göreve geldiği 2002 yılından sonra adeta şaha kalkmış, iktidarın büyük desteğiyle devletin kritik kademelerinde hâkimiyet kurması neticesinde 15 Temmuz 2016’da ordudaki kadrolarıyla askeri darbeye kalkışmıştı.

15 Temmuz, rejimin dönüşümü açısından da bir milat oldu. “FETÖ’ye karşı mücadele”, iktidarın tüm muhalefeti sindirmek için araçsallaştırdığı bir enstrümana dönüştü. Bu, Erdoğan’ın deyimiyle “Allah’ın lütfu” idi. Çünkü “Fetullahçıları temizleme” adı altında iktidara sınırsız bir yetki veriyordu. Yenikapı buluşması bir kuruluş seremonisi oldu. Yoğun taarruz sürecinin içinde taze ortak MHP ile başkanlık rejimi kuruldu.

Rejim, 15 Temmuz kırılmasını kendi kuruluş mitinin içinde bir “direniş destanı” olarak konumlandırıyor. Darbe karşıtlığı ve “sivil iktidarın muhafazası” üzerinden bir ideolojik anlatı inşa edildi. Ne var ki aynı rejim, 15 Temmuz’un öncesini konuşmayı pek sevmiyor. Hatta özellikle bundan kaçıyor. Oysa “Başımıza ne geldi?” sorusunun cevabı orada…

Bir darbe girişiminden söz ediyorsak, sürecin evveliyatını tüm yönleriyle konuşmak zorundayız. Hele ki mesele 15 Temmuz gibi farklı türden bir darbeyse… 15 Temmuz’u Türkiye tarihindeki diğer darbelerden ayıran çok temel bir özelliği var. 15 Temmuz’da darbe yapmaya kalkan klik, ordudaki gücünü siyasi iktidardan bağımsız şekilde elde etmedi. Tam tersi, devletin diğer tüm kademelerinde olduğu gibi askeriyedeki gücünü de iktidarla kurduğu ilişki neticesinde yoğunlaştırdı. Bu 15 Temmuz’un en karakteristik özelliğidir.

Berkant Gültekin’in yazısı