Üstüne basa basa yazmakta, anlatmakta yarar var. Kuzey Atlantik İttifakı (NATO) bir savaş örgütü. 1949’daki kuruluşundan bu yana ABD’nin, kapitalist-emperyalist sistemin bekçiliğini yaptı. Ayak bastığı her yerde kan akıttı, savaşlar çıkardı, darbeler tertipledi.
Kontrgerilla faaliyetlerinden vekâlet savaşlarına uzanan tarihi bunun en açık kanıtı. Türkiye’deki 70-80 darbeleri de bir ABD-NATO mamülü.
Emperyalizmin savaş örgütü NATO, bugün de Amerikan emperyalizminin yönelimleri doğrultusunda kendisini biçimlendirirken 3.0 konsepti ile yeni savaşlara, müdahalelere hazırlık içerisinde.
Ankara’daki zirvenin altı maddelik sonuç bildirgesine bakıldığında da NATO’nun emperyalizmin vurucu gücü olarak nasıl savaşa hazırlandığı görülecektir.
Tek adam rejimi, kendi siyasal varlığını sürdürmek ve yaşanan ekonomik, toplumsal ve siyasal krizleri görünmez kılmak için sırtını NATO’ya, küresel güç merkezlerine dayarken savaş ittifakı içerisinde daha merkezi roller üstlenme peşinde. Bu roller, Rusya ve İran’ı açık hedef alan NATO’nun Karadeniz ve Ortadoğu cephelerinde Türkiye’nin daha fazla sahaya sürülmesi demek.
21’inci yüzyılın küresel hegemonya mücadelesi şiddetlenirken Amerikan emperyalizminin jandarmalığını yapan NATO fabrika ayarlarına dönüyor. Bu görevlendirmede Türkiye’ye de zorlu roller düşecek. Bu yüzden NATO’nun neden bir “güvenlik örgütü” olmadığını ısrarla ve inatla anlatmak gerek.
GSYİH’sının yaklaşık yüzde 3’ünü silahlanmaya aktaran, NATO Bankası’na gönüllü yazılan, ülke kaynaklarını “ittifak”ın savaş politikaları için harcayacak olan tek adam iktidarının ülkeyi ne tür bir felakete ve yoksulluğa sevk ettiğini teşhir etmekten başka çıkar yolu yok. NATO bir savaş örgütüdür, yoksulluktur, sömürüdür, baskı ve açlıktır.