Tezim şu: Dünyada siyasi ve askeri gerginliğin kasıtlı olarak tırmandırıldığını düşünüyorum, bu yeni durumdan ülkelerde demokrasi gerilerken askeri harcamalar artıyor, otoriter rejimler güçleniyor ve savaş şirketleri görülmemiş kârlar elde ediyor ve halk yoksullaşıyor.
Sovyetlerin çökmesiyle Doğu Bloku çözüldü ve pek çok ülke kendi kaderini belirleme özgürlüğüne kavuştu. Ama Batı-Doğu kamplaşması sürdü.
Bu bağlamda Rusya’ya “komünizme karşı” kurulan NATO ayakta kaldı; özellikle Biden başkanlığı döneminde ona yeni görevler yüklendi: Avrupa’yı korumanın ötesinde dünyayı korumak!!!
Çünkü ABD’nin, Avrupa’da gerginliğin tırmandırılması, Rusya’nın çevresindeki ülkelerin Batı yanlısı ülkelere dönüştürme politikalarıyla başladı. NATO Karadeniz’i bile ele geçirme politikalarını gündeme taşıdı.
Ukrayna’nın işgalini salt Rusya’nın savaşçı iştahı ile açıklamak yetersiz kalır. Şu doğrudur: Rusya politikasını eskisi gibi bir güç odağı üzerine kurguladı. Her ne kadar ekonomisi bu amaç için yetersiz kalmış olsa da. Zaten Doğu Bloku’nun çözülmesi ülkelerin ve doğrudan Batı ve oradan da NATO’ya iltihakı, Batı ülkeleri ekonomilerinin yüksek cazibesinden kaynaklanmıştı. Batı, bu yumuşak gücünü Gürcistan’ı, hatta daha doğuda Türk cumhuriyetlerini etkilemek için de kullandı.
Ukrayna savaşı ve Rusya’nın işgal hareketi bu güç çatışmasının bir ürünü olarak ortaya çıktı.
Kapitalizm hiçbir zaman etkin olduğu ve ticari ve finansal faaliyetlerini kesintisiz sürdürdüğü elinin altındaki bölgelerle sınırlı tutmaz. Kitlesel her türlü mal üretimini ve giderek büyüyen finans sermayesini ihraç için durmadan yeni ülkelere ve bölgelere ihtiyaç duyar.
Ukrayna üzerinde “Batılılaştırmak veya Batı ile Rusya arasında nötr kalması”, Sovyet etkisinin de bu ülkede sürmesini öngören iki kampın politikaları, halklar ve ülkeler ve kamplar için büyük ve korkunç bir dram yarattı.