Ankara Zirvesi’nin ABD medyasına “Amerika dünya sahnesine geri dönüyor” biçiminde yansıması, Trump’a özel yapılan her ayrıcalıklı uygulamanın üyeler arasındaki hiyerarşiyi ortaya koyma ve Trump’ın ülke içerisindeki popülaritesini artırma adına işe yaradığını göstermiş oldu. Göreve geldiğinden beri NATO konusunda hiç de olumlu bir tavır göstermeyen Trump açısından zirve tam bir imaj ve itibar yenileme fırsatı haline dönüştü. (Belki artık eskisinden daha çok seviyordur NATO’yu!)
Zirveye katılan liderler ve eşleri ise dünya medyasınca tıpkı bir Oscar törenindeymişçesine naklen izlendi. Siyasi yorumcular kadar moda otoriteleri de yorumlarını esirgemediler. Liderlerin Erdoğan ailesine olan mesafeleri veya samimiyetleri, öpüşmeler, el ele tutuşmalar, yürüyüş stilleri vs. ince ince analiz edildi. Tabi ki Trump – Meloni buluşmasının ayrı bir anlamı vardı ve zirvenin divası bütün İtalyan şıklığını sergilemekle birlikte geç gelmeyi ve assolist rolünü üstlenmeyi ihmal etmedi!
Türkiye de zirveyi kendi dış politik formatını ortaya koyarak sembolizmler üzerine ördü. Emperyal bir imajın oluşturulabilmesi adına her bir ayrıntı düşünülmüş ve politik ve sembolik bir mimarinin içerisine yerleştirilmişti.
Özellikle Külliye’deki karşılama töreninin ihtişamı uluslararası ilişkiler disiplininde “prestij politikası” olarak tanımladığımız, gücün sembolik araçlarla görünür kılınması çabasına örnek olay olarak sunulabilir bir nitelikteydi. Umulan etki yaratıldı mı bilemeyiz ama törende ve sonrasındaki detaylar, liderlerle birlikte verilen fotoğraflar, sunulan yemekler ve verilen hediyeler, sonuç bildirgesinden daha çok konuşuldu.