‘Meslek edindirme’ lafı oldum olası rahatsız etmiştir beni.
Biz kim oluyoruz ki gencecik bir beyne lütfedip bir şey edindiriyoruz.
Geçenlerde gördüğüm bir reklam ise bu düşüncelerimin üzerine bir de limon sıktı.
“İlk tercihiniz değiliz, biliyoruz ama başarısız olduysanız bize gelin” diyor.
Yuh.
Meslek onlara göre bir tercih bile değil, bir mecburiyet.
İçinden geçtiğimiz günlerde, işte bu mecburiyetin ve bu kafanın randevu haftalarındayız.
Sınav 20-21 Haziran’da yapıldı bitti, sonuç 22 Temmuz’da açıklanacakmış.
İki milyon 425 bin genç şu anda hiçbir şey bilmeden kaderini bekliyor.
Öğrendim ki başvuranların yalnızca yüzde 38’i ilk kez girmiş bu sınava.
Geri kalan bir buçuk milyon kişi ise ikinci, üçüncü, dördüncü, hatta beşinci kez deniyormuş aynı şeyi.
Yani bu kalabalığın çoğunluğu denemiş ve olmamış insanlardan oluşuyor.
Hem geçmiş yılların ortalaması ve hem de bugünkü rakamlar bize söylüyor ki, sonuç açıklandığında bunların 700 ilâ 900 bin kadarı yine hiçbir programa yerleşemeyecek.
Önemli bir detay da yerleşenlerin istihdam oranı.
Oran yüzde 75-76 ama, bu oran aslında bölümler arasındaki farktan kaynaklanıyor.
Yani, tıp yüzde 95’in üzerinde iş bulurken, uygulama ağı nispeten zayıf alanlarda bu oran yerlerde sürünüyor.
Türkiye şu anda Avrupa’da üniversite mezunu işsizliğinin genel işsizlik oranını geçtiği tek ülke.
25-34 yaşlar arasındaki her iki işsiz gençten biri üniversite mezunu.
Sizin için üşenmedim ve öğrendim ki, bu bahsettiğimiz yeni mezunların ilk işini bulma süresi de ortalama 14-15 aymış.
Şaka bir yana bir gencin hayatında on dört aylık bir boşluk korkunç bir şey, üstelik hayatının en verimli çağında.

Uzaylı Elon Musk bile konuşmalarından birinde, “Üniversite eğitimi çok abartılıyor bence, ben aslında el becerisi olan insanlara daha büyük bir saygı duyuyorum. Dört yıl eğitim almış siyaset bilimcilerden çok, el becerisine sahip kişilere ihtiyacımız var bu dünyada” gibi bir şey demişti ki, bence adamınki harika bir tespit.
Parayı akıllıca yönetmesini bilen bir girişimci bu Musk ve herhalde laf olsun diye söylemiyordur bunu, rakamlar da doğruluyor zaten söylediklerini.
Hadi ben size bu konuyu en iyi bildiğim yerden anlatayım, yani aşçılık konusunda mesleki eğitimden.
Dünyanın hiçbir yerinde sadece gastronomi eğitimi veren bir üniversite yok bildiğim.
Çünkü aşçılık dediğimiz meslek her nerede olursa olsun, içeriği nedeniyle bir mesleki eğitim başlığı altına oturur.
Gastronomi eğitimi sadece bıçak tutmak da değil elbette, sofra kültürü de var işin içinde, dünya mutfak tarihi de.
Ama “Aşçı olacağım ve mutfağa gireceğim” diyen bir gence hazırlıkla birlikte beş yıl harcatmanın da bir anlamı yok değil mi?
Birinci ve ikinci yıl fen okuyan, matematik okuyan, mutfağı ise ancak üçüncü yılda gören birinin mesleği ve hayatı düşünüldüğünde geçen yıllara yazık değil mi?
Bizim gibi mesleki eğitim veren bir okulda bu iş bir yılda biter ve çocuk bir yıl sonra mutfakta, işinin başında olur.
Ama özellikle Türkiye’de, kimse bu farkı çocuğa ya da ailesine doğru anlatmadığı için aday bu ayrımı bilmeden üniversiteye yazılıyor ve sonra cof.
ABD’de New York Federal Rezerv Bankası’nın verisine göre 22-27 yaş arası mezunların yüzde 43’ü diploma bile gerektirmeyen işlerde çalışıyormuş, biliyor muydunuz?
İngiltere’de üniversite mezunuyla asgari ücretliyi ayıran maaş farkı 2007’den bu yana yarı yarıya erimiş, kredi borcu ve yaşam maliyeti üzerine eklenince diplomalı bir gencin eline geçen para on beş yıl öncesine göre yüzde 30 daha az kalıyormuş, biliyor muydunuz?
Rusya’da ise her yıl bir milyona yakın öğrenci üniversiteye kaydoluyor, ama mezunların yüzde 25’i okuduğu alanla ilgisi bile olmayan bir işte çalışıyormuş, peki ya bunu biliyor muydunuz?
Hadi ben de size nedenini söyleyeyim.
Arz-talep dengesi değişti de ondan.
Son on senede bilişim sektöründeki pozisyonlar yüzde 6 artarken, bu alandan mezun olanların sayısı yüzde 110 patlamış.
Sağlık gibi gerçekten eleman açığı olan alanlarda ise mezun artışı yüzde 5’te kalmış.
Kimse ihtiyaç nerede diye bakmıyor.
Moda neyse ve nerede ise oraya uçup onun üzerine konuyor; kokuya doğru yani.
Tabii bir de üstüne yapay zekâ tuz ve biberi var.
Kod yazmak, metin üretmek ya da veri analizi falan yapmak artık iş bile değil.
Anthropic’in CEO’su Dario Amodei geçenlerde açık açık söyledi, önümüzdeki beş yıl içinde beyaz yaka giriş seviyesi işlerin yarısı yok olacakmış.
Bir de Harvard çalışması var elde.
Yapay zekâyı benimseyen şirketlerde gençlerin işe alımı yüzde 8 düşmüş, hem de kovarak falan da değil, sessizce yeni pozisyon açmayarak.
Buna ‘seniorization’ diyorlar, yani giriş seviyesi işler bile artık kariyerin ileri dönemine ait beceri istiyor.
Bunun devamında finans, hukuk, danışmanlık ve teknoloji sırada, haberiniz olsun.
Velhasılıkelam…
Yapay zekâ dediğimiz nane, patlayan bir boruyu tamir etmeyi beceremediği için mavi yaka meslekler bir anda değer kazandı.
Yıllardır söylemekten dilimde tüy bitti ama Amerika’dan bir örnek vereyim de inanın.
Amerika Birleşik Devletleri’nde, mesleki teknik kolejlere kayıt bir yılda yüzde 16 artmış ve kaynakçı, elektrikçi, güneş paneli montajcısı falan gibi becerilere sahip olanlar bugün pek çok üniversite mezunundan daha yüksek maaşla işe başlıyormuş.
Aslında biraz önce bahsettiğim o 2 milyon 425 bin kişi tam bu riskin ortasında duruyor işte.
İçeriği çoktan eskimiş müfredatları ezberleyerek, yeniden tasarlanacağı söylenen üniversitelere hazırlanıyorlar.
Halbuki öğrendikleri bilginin tamamına yakınını yapay zekâ zaten max 20 dolara veriyor bugün.
Biliyorsunuz Türkiye’de üniversite açmak çok moda.
2006’da ‘her ile bir üniversite’ sloganıyla başlanan hedef, bugün 208 üniversiteye dayanmış durumda.
Öğrenci sayısı 2004’te 250 binmiş, şimdi oldu 850 bin.
Hatta bu yıl YÖK’ün kendisi bile fren yapmak zorunda kalmış da, hukuk kontenjanı yüzde 36, eczacılık kontenjanını yüzde 24, diş hekimliği kontenjanını ise yüzde 22 düşürmüş.
Musluğu açan da kapatan da aynı devlet, anlayan beri gelsin.
Üniversite okuması bile gerekmeyen gençleri üniversiteye mecbur hissettiren ‘apartman üniversiteler’ ve bırakın uluslararası standardı Türkiye’deki çıtanın bile altında kalan berbat okullardan mezun olan bir sürü niteliksiz genç.
Bu arkadaşlar hayvancılık yapsa, çiftçilik yapsa, marangoz olsa, peynir ya da ekmek üretimine girse, ülkedeki üretimin çıtasını çok daha yukarı taşırlar, orası kesin.
Beş kuşaktır peynir yapan Fransız köylüsü yaptığı işten utanmıyor, gurur duyuyor ve üstelik her sene madalyayla ödüllendiriliyor.
Bir de iyi mi, çoğumuzdan daha fazla para kazanıyor.
Bizimkiler ise prestijli zannettikleri bir çukurda hayatlarının minimum dört yılını boşa harcıyor.
Bugün elde bir sürü üniversite mezunu var, ama bir tane bile düzgün marangoz, bir tane bile düzgün kaportacı bulursanız öpüp başınıza koyun. (Bulamıyorum da söylüyorum, inanın)
Geçenlerde bir yazımda demiştim ki, bir girişimci için asıl mesele yatırım almak değil, aldıktan sonra o yatırım sayesinde vizyonu doğru uygulamaktır.
İş yatırım alınca değil, aldıktan sonra başlar yani.
Üniversite sınavı da buna benziyor sanki.
Sınavı kazandın, istediğin bölüme girdin diyelim, peki o bölümün eğitim kalitesi, hocalarının yetkinliği ya da seni gerçekten bir mesleğe hazırlayıp hazırlamadığı konusu ne oluyor?
Asıl soru bu, ama kimse bu soruyu sormuyor.
Öğrencinin de velisinin de tek hedefi üniversiteye kapak atmak, attırmak, sonrasını soranını ise pek görmedim, yalan yok.
Sonuç da ortada zaten.
Türkiye genç işsizlikte listenin en tepesinde ve her yıl aynı film tekrar tekrar bıkmadan seyrediliyor.
Sanırsın esas hedef sınava tekrar tekrar girip listede tepeyi kaptırmamak.
MESEM ya da MYK sistemleri gibi, fikri iyi fakat uygulaması kötü kalmış projelerimiz var aslında ve bunların kriterleri ve denetimleri daha düzgün kurulsaydı bugün çok başka bir tablo konuşuyor olurduk bilesiniz.
Yani demem o ki, herkes üniversiteye gitmek zorunda değil.
Üniversite temel eğitimden farklı olarak bir tercih meselesi, ama bir zorunluluk kesinlikle değil.
Hele gitmiş olmak için gidilecek ve dört sene harcanacak bir yer hiç ama hiç değil.
Zaten dünya da yavaş yavaş bunu kabul ediyor.
IBM, Google, Amazon, Delta, Bank of America gibi devler artık pek bir çok pozisyon için üniversite diploması şartını kaldırdı.
LinkedIn’in verisine göre 2026’da ilanların yüzde 30’u artık diploma falan istemiyor, halbuki 2019’da bu oran yüzde 19’muş.
Bizde ise tam ters yönde bir mecburiyet var ve bunu da yazmıştım evvelden.
Üniversite diplomasını resmen iptal ettirmek için devlete dilekçe veren bine yakın genç var Türkiye’de.
Lisans mezunu olduğun anda KPSS’de ortaöğretim kadrolarına girme hakkın düşüyor, oysa o kadrolara lise mezunu olarak atanma ihtimalin çok daha yüksek, yani sistem seni fazla eğitilmiş olduğun için dışlıyor diye yazmıştım.
Neyse bugün yine uzun yazdım, toparlayayım…
Yakında eylül gelecek ve okullar açılacak.
Bu arada yerleşme sonuçları da belli olmuş, o 700-900 bin kişi önemli bir yol ayrımına gelmiş ve geri kalan bir buçuk milyon kişi de gelecek yıl için yeniden deneme kararını çoktan vermiş olacak.
Babam ‘bir meslek, bir bilezik’ derdi.
Keşke bu arkadaşlara bunun değerini anlatabilsek.