Bayram Balcı'ya veda ya da şairin haritası
B

C. Hakkı Zariç
C. Hakkı Zariç
Şair, yazar ve editör. 1999’dan bu yana yazıları ve kitapları yayımlanmaktadır. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Türkiye PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Manos Kitap ve Yeni e dergisinde editörlük çalışmalarını sürdürmektedir.

Bazı şiirler de okurunu arıyor bana kalırsa. Bir anın içine kilitlenip göz temasını bekliyor sözcükler. Bayram Balcı’nın lirik dizeleriyle karşılaştığımda her şey soğuktu ve belki de yağmur yağıyordu. Aradan geçen zamana dönüp baktığımda; o günlerin tanıklığımın yalnızca bir şiirin dizelerinde saklı kalmadığını, arkadaşlığa ve yol ortaklığına da kapı araladığını görüyorum.

Oturmuş gelen dergileri okumaya çalışıyordum. Şiirlere bakıyordum öncelikle. Ne tanıdığım bir şair vardı hayatımda, ne şiir yazmıştım. Şiir yazma duygusu bir tığ gibi saplıydı kalbime ve yüzüstü bırakılmış bir çocuk kadar yalnızdım.

13 Mart 1992 depremine Erzincan Cezaevi’nde yakalandık. Yaklaşık 100 tutsak, avluda birkaç gün yattıktan sonra Gümüşhane’ye sevk edildik. Yol ne kadar sürdü, başımıza ne geldi anımsamıyorum pek. Gümüşhane Cezaevi uzakta olmanın ötesinde uzaklıktaydı ve arşa değen duvarlarından başka görebilecek bir yer yoktu.

Adresimizi nasıl bulmuş, nereden bulmuş da imdadımıza yetişmiş bilmiyorum, kendisine sorma olanağım da olmadı, Burhan Günel 1986-1997’de 113 sayı çıkardığı ‘Karşı Edebiyat’ dergisinden Gümüşhane’ye 8-10 sayı ulaştırmıştı. Okuyacak bir derginin olması depremden sonra, duvarların ardında müthiş bir duyguydu.

‘Karşı’daki bir şiiri dönüp dönüp okuduğumu anımsıyorum. Çarpılmıştım ya da o günlerde bana iyi gelecek ve içimdekini yüzüme vuracak dizeler gelip beni bulmuştu.

yağmurda yürü saçların ıslanırken belki beni düşünürsün
yaşanmamış bir duygunun burukluğudur bu
mayıs gülüşlü bir çocuğun
ak kağıttan yaptığı yelkenliler
yüzer yüreğinin süzgün göllerinde
ayrılıkların derin anlamıdır yüzündeki çizgiler
yağmurda yürü saçlarına karışsın gökyüzü

Bayram Balcı adını bu şiirle ezberledim. Şiir defterime ‘yağmurda yürü saçlarına karışsın gökyüzü’ şiirini de ekledim.

Bayram Balcı.

Radyoda tanıdık sesler

Yıllar sonra Gebze Cezaevi’ndeyken, bir gece radyoda duydum sesini, şiir okuyordu arkadaşlarıyla. Selçuk Yamen benim arkadaşım ve avukatımdı, Yusuf Eroğlu gitar çalıp şarkı söylüyordu. Bu yerel radyoda her hafta şiir programı yapıyorlardı, o haftaki konukları Bayram Balcı’ydı. 

“Herkes adam oldu ben şair oldum” böyle diyor Ahmet Erhan, ya da aklımda böyle kalmış ama ne olursa olsun onun bir dizesidir. İlk kitabım yayınlanmıştı ve her şeyden çok şairdim. Şairliğin ustalıkla başlayıp çıraklıkla devam ettiğini bilemeyecek kadar usta şairdim hem de. Şiirlerim dergilerde yayımlanıyordu. Gazetelere şiir üzerine yazılar yazıyordum. Kitabım yayımlanmıştı. Şair olmuştum.

Ağır ol Bay Düzyazı

İki şairin bir araya gelip de dergi çıkarmadığı görülmüş iş mi? Selçuk Yamen her cuma görüşe geliyor, Hasan Basri Ünlü de aramızda olduğu halde dergi çıkarmayı planlıyorduk. Yazışmalar, görüşmeler, tartışmalar derken uzadı gitti zaman, ama neden sonra anlaştık.

Cemal Süreya’nın bir şiiri var hani, ‘Oteller Hanlar Hamamlar İçin Sürekli Şiir’ daha başlarken insanın kalbini kırıyor dizeler:

Şu günlerde içkiye düştüm, ondan mıdır bilmem,
Daha çok seviyorum Canseveri’i, Uyar’ı, Can Yücel’i
Bir de Fethi Naci’yi, ve elbet Mustafa Kemal’i
Ankara Ankara
Bir kent değil burası, bir acenta dizisi,
Bir işhanı, bir umumi mümessillik belki

İyi kalpli üvey anne’den bahsettiği şiir akıp gidiyor ilk bölümün son dizeleri çok çarpıyor beni:

Ağır ol Bay Düzyazı,
Sen ancak uçağa binebilirsin!

Kasım-Aralık 2000 tarihinde yayına başlayan dergimizin isim babası Cemal Süreya’dır. Öneri C: Hakkı Zariç’ten gelmiş ve ortak kabul görmüş, derginin adı ‘Ağır ol Bay Düzyazı’ olarak tescil edilmiştir.

Sahibi: Emsal Kılıç, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Fatih Yamen, Yayın Kurulu: Bayram Balcı, C. Hakkı Zariç, Hasan Basri Ünlü, Reha Yünlüel, Selçuk Yamen ve Ümit Şener Ta olarak kayıtlardadır.

Bayram Balcı’yla yolumuz burada kesişmektedir. Bir şiiriyle varlığından haberdar olduğum şair, aynı dergide editör arkadaşımdır. Kıymetlidir.

‘Ağır ol Bay Düzyazı’ dergisinin ilk sayısı.

Dergicilik günleri

O zamanlar günü gelince tahliye ediyordu devlet. Alnımda kış karı, yeni bir nezarete hazırlık olsun için yedi kat giyinmiş halde dışarı çıktım. 

İkinci kitabımı Hera Şiir Kitaplığı’ndan Hüseyin Alemdar neredeyse ışık hızında yayımladı. ‘Keşke Hiç…’ çıkmıştı ve mutluydum.

Hepimiz Nevizade’de boheme yelken açardık. Ahmet Erhan, Boncuk’ta soluklanırdı evden çıktığı zamanlarda. Biz tıfıllar Abbas’a postu sererdik. Bayram da hemen Abbas’ın karşısındaki Akdeniz’e müdavimdi. Öyleki karşı karşıya oturur sohbet ederdik ama mekânlarımız farklıydı, Akdeniz vazgeçilmezdi onun için. Abbas’a gelmezdi pek.

‘Ağır ol Bay Düzyazı’nın Mart-Nisan 2001 tarihli 3. sayısını Bayram’la birlikte tasarladık. Daha doğrusu sayfaları konuştuk ama zaten ben o güne kadar bilgisayara dokunmamış bir insan olarak planı kâğıt kalemle yaptım. Hâlâ öyle, dergi planı için kağıt kalem şart. Yolluğumuzu alıp Bayram’ın evine gittik. Elif Hanım iyi bir ressam, iyi bir anne, iyi bir ev sahibi ve iyi bir eşti; su gibi duruydu, sevecenliğini hiç unutmadım. Çocukları küçüktü daha. O gece dergiyi birlikte yapmaya gittiğimiz Cevzlibağ’daki evlerinde ben kanepenin üstünde uyuyup sabah ettim, kalktığımda Bayram derginin sayfa tasarımını yapıp matbaaya hazır hale getirmişti.

Kahar Asi ve tuz

Bayram’ın anlattığından aklımda kaldığı kadarıyla, kara trenle Sivas’a giderken kompartımanda bir şairle tanışıyor, sohbet ediyorlar, Kahar Asi adlı Afganistanlı bir şairden oracıkta el yazısı bir şiir alıyor Bayram ve Ajmal Masoom ile ortak çeviriyle Türkçeye kazandırıyorlar. Trende hangi dilde konuşuyorlar, nasıl anlaşıyorlar anımsamıyorum. Ama zaten yan yana gelen iki şairin dil ortaklığı çok da gerekli bir ayrıntı değil.

Derginin basım tarihi Mart-Nisan 2001, kaynaklar Kahar Asi’nin 1994 yılında Kabil’deki iç savaş döneminde evine isabet eden bir bombayla hayata veda ettiğini söylüyor. Her neyse açıkçası bu tarih uyuşmazlığı da umurumda değil. Kahar Asi imzalı şiir o kadar güçlü ki, çağrışımı insanın nefesini kesiyor. İsteyen istediği gibi kullanabilir.

RIBABIMIN TARI

İki zülfün rıbabımın tarı gibi
Bu harap halimden ne istiyorsun

Sen benimle yâr olmak istemiyorsan
Ne diye her gece rüyalarıma giriyorsun

Ey felek neden hep beni azarlamak istiyorsun
Benim için gül alamıyorsan neden diken oluyorsun

Sen yükümü benden almıyorsan
Neden yüküme yük oluyorsun

Sen benim yarama merhem olmuyorsan
Yaralı kalbime neden tuz basıyorsun

Zaten 13 sayı çıkan ‘Ağır ol Bay Düzyazı’dan Bayram 5’inci sayıdan sonra yer almadı. 11 sayıda editör olup neredeyse nüfus cüzdanına işletecek olan dersini almamış şişmanlara diyecek sözüm yok. Onların çıkardığı üç sayıyı zaten kabul etmiyorum. Kendileri, gümrükçüleri, eşler, baldızları, kaynananaları, ihbarcıları ve faşistleri yayınlamak en azından onurun temsil edildiği hiçbir yerde dergicilik olarak kabul görmez.

Şimdi dönüp baktığımda hiçbir şey yapamamışsak, iyisi kötüsüyle, sorusu ve hikâyesiyle bir Kahar Asi şiiri yayımlamış olmak, ‘Ağır ol Bay Düzyazı’nın tarihi içinde başımıza gelen en iyi şeydir. Bayram’ın editörlüğü ve şiir refleksi bu şiiri, bütün soru işaretlerine rağmen, dilimize kazandırmış olmasıdır. Vesselam.

Zamansız haziran

Bayram Balcı da haziranda aramızdan ayrılan şairler kervanına adını yazdırdı. Yedi yıldır Belçika’da kanser tedavisi gören iyi bir kültür sanat muhabiriydi. İyi bir şairdi demek yetmez, iyi bir gazeteciydi. 15 Şubat 1963 yılında dünyaya geldiği yeri Altındağ’ı filme aldı ve belgeselini çekti. ‘Press’ filminin senaryo danışmanı da Bayram Balcı’dan başkası değildi.

Sayısız habere imza attı. Ardından sayısız kurşun sıkılan bir şair oldu. 

Saçlarınla ansızın haziranımsın…

Böyle demişti şiirinde; ne olursa olsun şair ve devrimci bir Bayram Balcı’ya el sallayacağız uzaktan yakına. Virtüel Yayınları’nı kurup yayımladığı kitaplarla anacağız onu, Elif Hanım müthiş bir logo yapmıştı yayınevine, hâlâ bakıp hayret ederim…

Yazdığı şiirlerle, yaptığı haberler, filmler, söyleşiler, sadece beş sayı süren dergicilik hayatımız bir yana, Ahmet Erhan’ın evinde, Ülker Sokak’taki buluşmalarımız ve diz kırıp oturmalarımız da anılarda saklıdır. 

Yağmurda yürüyen herkes, hayata gurbette veda eden şair Bayram Balcı için, saçlarını ıslatsın lütfen.