Ağrı ve başka belirtilerle seyreden endometriozis (çikolata kisti), her 10 kadından birinin sorunu. Hastaları hekim hekim gezdiren bu hastalığın adını öğrenmek kadınların ortalama yedi ila 10 yılını alıyor.

Türkiye’de üreme çağındaki yaklaşık iki milyon kadının endometriozis hastası olduğu tahmin ediliyor. Endometriozis; normalde rahmin iç yüzünü kaplayan dokuya benzer hücrelerin, rahim dışındaki bölgelere yerleşmesiyle seyreden bir hastalık.
Bu lezyonun büyümesi genellikle şiddetli ağrıya yol açıyor. Çoğunlukla pelvis bölgesine ve oradaki organlara yerleşiyor. Ancak uzaklara da gidebiliyor. Nadir de olsa beyin, akciğerler, gözyaşı kanallarına kadar ulaşabiliyor.
Aşırı adet kanaması, kronik pelvik ağrı (adet döngüsü sona erdiğinde geçmeyen ağrı), kısırlık, karın şişkinliği, mide bulantısı gibi zorlayıcı belirtilerle seyrediyor. Sebebi net olmasa da hormonal, immünolojik ve inflamatuar faktörlerin etkili olduğu düşünülüyor.
Avrupa Endometriozis Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Taner Usta, endometriozisle ilgili Diken’in sorularını yanıtladı.

Usta endometriozisin ‘binbir yüzü’ olduğunu söyledi. Tuttuğu organlarda yapışıklıklar yapıyor. Fonksiyonlarını bozabiliyor. Başka hastalıklarla karışabiliyor.
Örneğin IBS (irritabl bağırsak sendromu), ülseratif kolit veya Crohn sanılan tablolar aslında endometriozisin ta kendisi olabiliyor. Ya da belden aşağıya vuran ve fıtık düşündüren ağrıyı da aslında endometriozis yapabiliyor. Akciğerdeki yerleşimi halinde yine adet döneminde sağ omza vuran şiddetli ağrıya ve hatta akciğerin sönmesine sebep olabiliyor.
Usta bu tabloların organların fonksiyon kaybına dahi yol açabilecek ciddiyetle seyredebildiğini söyledi. Bu sebeple farklı branşlardan uzman hekimlerle birlikte hastayı değerlendirmek ve hastaya özel ‘bireyselleştirilmiş tedavi’ planlamak gerekebiliyor.
Endometriozisin en önemli sonuçlarından biri de doğurganlık üzerindeki olumsuz etkileri. Ancak her zaman çocuk sahibi olmayı engellemiyor. Usta bazı kadınların kendiliğinden gebe kalabildiğini, bazılarınınsa yardımcı üreme yöntemleri (tüp bebek) veya uygun tedavilerle çocuk sahibi olabildiğini anlattı:
“Her hastanın ameliyata yönlendirilmesi geride kaldı. Hastanın yaşı, yumurtalık rezervi ve çocuk sahibi olma planlarına göre adım adım tedavi uyguluyoruz.”
Beş dakikalık muayeneyle tanı koymak zor
Türkiye’de jinekolojik muayeneler ultrasonografi eşliğinde yapılıyor. Usta bunun avantaj olduğunu ancak yetmediğini söyledi: “Eğitimli biri ultrasonografiyle çok iyi tanı koyabilir. Ancak hastaya zaman ayırmak gerekiyor. Genel olarak ülkemizde kadın doğum muayenelerine ayrılan süre sınırlı. Beş-yedi dakikalık muayene süresinde hastayı dinleyip, ultrasonunu yapıp bu hastalığı tanımak çok zor.
MR’dan da yararlanabiliyoruz. Ama iyi bir protokolle hazırlanmamış, çok kısa sürede çekilmiş MR’la da tanı konulamayabilir.
Herkesin eşit tedaviye ulaşabilmesi gerekir. Kamu hastanelerinde de bu konuyla ilgili uzmanlaşmış hekimlere ihtiyaç var. Hastalığın tabiatı nedeniyle sadece kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarına değil, gastroenteroloji, radyoloji, üroloji branşlarından da.”
Ağrılar normalleşmemeli
Öte yandan ultrasonografi ve MR her zaman lezyonları göstermiyor. Normal görünse bile hastalık olabilir.
Tanı konulamadığında, ‘hastalığın olmadığı’ yanılgısına düşülebiliyor. Şiddetli adet ağrısı yaşayan birçok kadın uzun süre “Normaldir”, “Geçer”, “Herkes yaşar” cümlelerini duyuyor.
Usta bunun sonuçlarını şöyle anlattı: “Hastanın şikâyetlerinin psikolojik olduğu, kafasındaki bir durumdan dolayı vücuduna yansıyan bir ağrı yaşadığı söylenebiliyor. Bu kadını en çok zedeleyen şeylerden biri.
Birçok hasta psikiyatriste gidiyor. Psikiyatristler tedavi etmeye çalışıyor. Ağrının nedeni ortaya konulamadığı için gereksiz tedaviler yapılıyor.
Oysa her ağrı aynı değil. Özellikle ağrıya şişkinlik, kramp, tuvalet düzeninde değişiklik, yorgunluk ya da kaygı eşlik ediyorsa tablo daha dikkatli değerlendirilmeli.
Bu belirtiler her hastada aynı şekilde görülmez. Ancak endometriozisle ilişkili olabilir. Küçümsemek yerine anlamaya çalışmak önemli. Bazı ağrılar normalleşmemeli, değerlendirilmeli.”

Şiddetli kanamalar araştırılmalı
Şiddetli kanamalar endometriozisin önemli belirtilerinden biri. Usta şiddetli kanamaların her zaman araştırılması gerektiğini vurguladı. Kanama normalden uzun sürüyor, miktarı belirgin olarak fazlaysa, sık ped değiştirme ihtiyacı doğuruyorsa ve günlük yaşamı etkiliyorsa değerlendirilmeli.
Usta “Özellikle halsizlik, çabuk yorulma ve kansızlık gibi bulgular eşlik ediyorsa altta yatan neden araştırılmalı” dedi.
Bazı hastalarda ağrının yanında sindirim sistemiyle ilgili yakınmalar, mesane şikâyetleri, adet döneminde belirginleşen halsizlik, cinsel ilişki sırasında ağrı, yaşam kalitesini etkileyen farklı belirtiler de tabloya eşlik edebiliyor. Usta tekrarlayan şikâyetlerde uzman değerlendirmesinin önemli olduğunu hatırlattı.
Endo göbek
Karındaki şişlik endometriozisin belirtilerinden biri olabiliyor. Usta bazı hastaların karnının hamileymiş gibi şişebildiğini belirtti: “Söz konusu doku bağırsaklara yerleştiğinde mukozayı tutmadığı için kolonoskopiyle de görülmüyor. Ama dışarıdan baskı yaparak daralttığı için bağırsak pasajı (besinlerin geçişi) zorlaşır.
Üstüne bağırsağı zorlayan gıdalar da tüketildiğinde pasaj daha da zorlaştığı için karın şişer. Şişkinlik regl öncesi ve regl döneminde belirginleşiyor. Bu nedenle ‘endo göbek’ diyoruz. Pelvik ağrı, gaz ve bağırsak düzensizliği gibi şikâyetlerle birlikte seyrediyorsa hekimlerin değerlendirmesi önemli.”
İki yeni ve pratik test yolda
Usta Türkiye’ye gelen ancak henüz pratiğe girmeyen iki yeni tanı yöntemini anlattı. Bunlardan biri bağırsak hareketlerindeki elektrofizyolojik değişikliklerin değerlendirilmesine dayanıyor. Değişikliklere bakılarak endometriozisten mi kaynaklandığı anlaşılabiliyor. Diğer tanı yönteminde, tükürükten genetik test yapılıyor.
Her iki yöntemin yakın zamanda yaygın kullanıma girmesi bekleniyor.
Usta ayrıca özetle şunları anlattı:
* Menopozda hastalık hızını azaltabiliyor. Doku oluşumları iyi huylu olsa da kötü huylu bir değişime karşı takip edilmeli.
* Endometriozis her hastada farklı şekilde seyreden bir hastalık. Bu nedenle yaygınlığı ve yerleşimini değerlendirmek için evreleme sistemi kullanılır. Genel olarak hafif, orta ve ileri evreler şeklinde sınıflandırılabilir.
* Ancak evreyle şikâyetlerin şiddeti her zaman aynı olmayabilir. Bazen erken evrede şiddetli ağrı görülebilirken, bazen ileri evrelerdeki bazı hastalarda ağrı daha az olabilir. Bu nedenle tedavi sadece evreye göre değil, hastanın şikâyetleri, yaşı, gebelik planı ve yaşam kalitesi değerlendirilerek belirlenir.