İki mektup, çok şair, bir haziran
İ

C. Hakkı Zariç
C. Hakkı Zariç
Şair, yazar ve editör. 1999’dan bu yana yazıları ve kitapları yayımlanmaktadır. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Türkiye PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Manos Kitap ve Yeni e dergisinde editörlük çalışmalarını sürdürmektedir.

Üstelik adını da yanlış yazmış her kimse; mektup yazıldığında adres de gerek ama yerine ulaşmış bir mektup ki, Ahmed Arif müzesinde, Diyarbakır’da taş duvarlı geniş avlulu bir müzede sergilenmektedir.

SAYIN AHMET ARİF, OZAN, ANKARA

Demek Ahmed Arif biraz da Ankara’dır. İddialı ve ucu açık bir cümle, herkes istediği yöne çekebilir. Ama ne olursa olsun Ahmed Arif’in devletle ‘iki kaşık gibi iç içe’ olmayacağını en iyi sorgu odaları, cezaevleri, gardiyanlar, mahkeme koridorları bilir…

Galiba acelesi var gönderenin. Uçakla gönderilmesini istemiş. Zarfın sol alt kısmında, Ankara’nın yanında mektubun uçakla gönderilmesi için fazladan ödenen paranın temsili bulunmaktadır. Önceden APS gibi hizmetleri olmadığından acele gönderilmesi gereken mektuplar için biraz daha fazla bedel ödenir ve uçakla gönderilmesi istenirdi. Uçakla gönderilen mektupların üzerine de ederi kadar pul yapıştırılmakla birlikte, mektubun uçakla gönderileceğine dair de bir ibare olurdu.

Şimdi uçakla gönder var mı bilmiyorum, sanırım yurt dışı gönderileri için hâlâ kullanılıyor; telefonu bir süre önce haraç mezat satılan postanenin mektup için bu kadar özen göstereceğini düşünsek keşke. İçeridekilerin dışında mektup bekleyen, mektup yazan, mektuplaşan kaç insan var onu da bilmiyorum. Edebiayatçıların birbirine yazdığı mektuplardan kitaplar yapılıyor ya hani, bir süre sonra ne yapacağız e posta yazışmalarını mı kitap yapacağız, kısa mesajları mı? Ömrümüz yeterse göreceğiz…

Ahmed Arif’e gelen mektubun zarfı.

Ahmed Arif’e kim yazmış bu mektubu, içinde hangi sözcükler saklı, meramı nedir, bilmiyoruz. Ya onu çok yakından tanıyan biri, Ankara’daki bir Ozan’a mektubun ulaşacağını biliyor ya da onu hiç tanımayan biri adresini bilmediği için zar atıyor.

Ama her ne hikmetse tutmuş işte, o mektup ulaşmış ve ayrıca şairin adına kurulan müzede sergilenir olmuştur.

Bir müzeye ya da kütüphaneye adını vermek ne büyük onur.

Ahmed Arif.

Eliyle…

Vardır böyle adresler, bakkal eliyle, kırtasiyeci eliyle, postacı eliyle, ama özellikle de muhtar eliyle ulaştırılan mektuplar vardır. Köy yerinde adres mi olur? Selim Temo’nun bir yazısından öğrendim ki, Can Yücel’in de adresi yokmuş. “Bana en güzel mektup adresi hep Can Yücel’inki gibi gelmiştir: Bakkal Hasan eliyle, DATÇA.” Bu defa tersine bir gözle “Gön: Ahmed Arif” yazısı okumaya değer. Sayın Bay Selim Temo arkadaşımın yazısını merak edenler için buraya bırakıyorum.

Bana da en güzel adres posta kutusu gibi gelmiştir hep ama bir uçurum gibi zamlandığı için posta kutusu kiralamak yerine son yıllarda iş adresimi yazıyorum mektuplara.

Sınıfın Kardeşleri’ne ziyaret

Yıllar var ki her 2 Temmuz’da Zincirlikuyu sakini arkadaşlarımızı ziyarete gideriz. Sayımız artar, eksilir ama gideriz. Sayımız artar çünkü aramıza yeni insanlar katılır. Sayımız eksilir çünkü aramızdan bazıları  Zincirlikuyu sakinleri arasına katılır.

Sennur Sezer amansız bir sabah aramızdan ayrılıp gittiğinde onu yoldaşları omuzlamış ve büyük bir kalabalıkla yolcu etmiştir.

Sennur Sezer.

Giderdik, Zincirlikuyu’nun girişinde banklara oturur gelecek olanları beklerdik. Aydın Ilgaz her zamanki sevecenliği hatta çocukluğuyla gelir ve yarenlik eder, anlatır ve aktarırdı…

Rıfat Ilgaz adının verildiği sokakta sınıf kardeşi Asım Bezerci ile.

Yürüyerek Rıfat Ilgaz’ı ve sınıftan kardeşi olan Asım Bezirci’yi ziyaret eder, güzel sözcükler ve güzel şiirlerle çiçekler bırakırız nicedir, oradan Sennur’u görmeye gideriz, bir çınarın gölgesinde sakindir. Geçen yıl onlara komşu olan Sırrı Süreyya Önder’e de bir selam veririz. Yol üstünde Cavit Orhan Tütengil, Kemal Sunal, Ruhi Su (ve kurşunlanmış gömütüyle), arka tarafta  Orhan Kemal, biraz aşağıda küçük İskender ve daha kimler kimler…

Ahmed Arif şiirine dair Cemal Süreya’nın yazdığıdır

Cemal Süreya, uzun uzun tanışmalarını ve arkadaşlıklarını anlattığı yazısında Ahmed Arif’in şiirini de irdeliyor ve Papirüs’ün Ocak 1969 tarihli basımında şöyle diyor:

Ahmed Arif’in şiiri bir bakıma Nâzım Hikmet çizgisinde, daha doğrusu Nâzım Hikmet’in de bulunduğu çizgide gelişmiştir. Ama iki şair arasında büyük ayrılıklar var. Nâzım Hikmet, şehirlerin şairidir. Ovadan seslenir insanlara, büyük düzlüklerden. Ovada akan ‘büyük ve bereketli bir ırmak’ gibidir. Uygardır. Ahmed Arif ise dağları söylüyor. Uyrukluk tanımayan, yaşsız dağları ‘âsi’ dağları. Uzun ve tek bir ağıt gibidir onun şiiri. ‘Daha deniz görmemiş’ çocuklara adanmıştır. Kurdun kuşun arasında, yaban çiçekleri arasında söylenmiştir, bir hançer kabzasına işlenmiştir. Ama o ağıtta, bir yerde, birdenbire bir zafer şarkısına dönülecekmiş gibi bir umut (bir sanrı, daha doğrusu bir hırs), keskin bir parıltı vardır. Türkü söyleyerek çarpışan, yaralıyken de, arkadaşları için tarih özeti çıkaran, buna felsefe ve inanç katmayı ihmal etmeyen bir gerillanın şiiridir. Karşı koymaktan çok, boyun eğmeyen bir doğa içinde. Büyük zenginliği ilkel bir katkısızlık olan atıcı, avcı bir doğa içinde.”

Haziran

Zincirlikuyu girişinde Aydın Ilgaz ile Zariç sohbet ederken, pandemi günleri. Foto: Kadir İncesu.

Bir ara Haziran’da Ölen Şairler Ansiklopedisi yapmayı düşünmüş, başa çıkamayacağımı fark edip vazgeçmiştim. Ahmet Haşim geliyor aklıma ilk, sonra Nâzım, Ahmed Arif, Kemal Özer derken canım arkadaşım Doğan Ergül, Cahit Irgat, Hulki Aktunç, Hasan İzzettin Dinamo, Erdoğan Alkan, Süha Tuğtepe, Suphi Taşan, Dranas, Cahit Zarifoğlu ve daha nice şairin öldüğü aydır haziran.

Doğan Ergül.

Sıfır kitabımda Sıfır ve Haziran şiirimin sonu şöyle bitiyor:

Bu ay bütün aşkların doğumu ölüdür
Yazık ki Haziran şair dökümüdür!..

İki şair iki mektup

Ahmet Arif’in Rıfat Ilgaz’a yazdığı mektup.

Nicedir aklımda olan mektuplar hakkında nihayet iki cümle kurabiliyorum. Rıfat Ilgaz’la Ahmed Arif’in mektuplaştığını ve birbirleri için olağanüsütü sevgi ve saygı beslediklerini okuyoruz. Zarfın üstünde adres var mı yok mu, artık buradan sonrası ilgilendirmiyor bizi, mektuplar ve yazılı sözcükleri bizi tanıklığa çağırıyor.

Ahmed Arif sesleniyor Rıfat Ilgaz’a:

13/11/1988 Yeşilköy

Sevgili Rıfat ağabey,

Halkımın, yurdumun büyük acısı, büyük hüznü, sonsuz sevinci ve yıkılması imkânsız onurusun.

Büyük şair, büyük inanç adamı, büyük namus anıtı ve büyük ozansın.

Sana “Ağabey” diyebildiğim için mutluluk duyuyorum. Şunun şurasında bir ömrü, halkımızın ve insanlığın mutluluğu için bile bile, kahrolarak verdik gitti… Alnımız ak, yüreğimiz pırıl pırıl…


Merhaba Sevgili ağabey…

Rıfat Ilgaz’ın Ahmed Arif’e yazdığı mektup.

Rıfat Ilgaz’ın mektubu yukarıdaki Ahmed Arif mektubuna gecikmiş bir yanıt. Artık eline geçmesi mümkün olmayan bir zamanın sözcükleri gibi okunuyor.  Yeşillikler içinde buluşup yarenlik edenlere de selam olsun.

Anılarına saygıyla…

Sevgili Ozan Kardeşim, Ahmed Arif!

Son kere Yeşilköy’den seslenmişin bana! Seni hep yeşillikler içinde düşünüyorum, anımsayınca…

“Bir ömrü, halkımızın ve insanlığın mutluluğu için bile bile kahrolarak” verdin! Alnın ak, yüreğin pırıl pırıl… Benim eşsiz, değerli kardeşim, içli, özgün şairim! Hoşça kal, solmaz tükenmez yeşillikler içinde! Unutmadık, unutmayacağız seni, halkımızın yaşadığı sürece. Yapıtların, anıların belleklerimizden silinmeyecek!

Sevgili kardeşim, bekle yeşillikler içinde beni!