Durmadan kaydırırken ertelediklerimiz
D

Akşam oluyor. Milyonlarca insan neredeyse aynı hareketi yapıyor. Telefon açılıyor. Bir haber, ardından başka bir haber. Bir video, sonra bir tane daha. Başlangıçta yalnızca birkaç dakikalık görünen şey bazen fark edilmeden saatleri, hatta bütün bir akşamı yutuyor.

Bu manzara üzerine çok şey yazıldı. Dikkat ekonomisinden, algoritmalardan ve bağımlılıktan söz edildi. Bunların hepsinde doğruluk payı var. Yalnız bazen en görünür açıklamalar asıl meseleye yaklaşmamızı zorlaştırabiliyor.

Fotoğraf: Gilles Lambert / Unsplash

Çünkü insanın dikkatini dağıtma arzusu yeni değil. Geçmişte de herkes boş zamanlarını Tolstoy okuyarak geçirmiyordu. Uzayan sohbetler, iskambil oyunları, dedikodular, magazin dergileri ve televizyon karşısında geçirilen saatler vardı. İnsan zihni kendisini oyalamanın yollarını her zaman buldu. Bu nedenle sorun insanların eskiden düşünüp şimdi düşünmemesi değil.

Yine de bir fark var. Bir zamanlar dikkat dağıtan şeylerin de bir sonu vardı. Gazete biterdi. Televizyon yayını sona ererdi. Yolculuk tamamlanırdı. Misafirler dağılırdı. İnsan eninde sonunda kendi zihniyle yeniden karşılaşırdı.

Bugün ise akışın sonu yok. Bir görüntünün ardından diğeri geliyor. Bir haber başka bir haberi çağırıyor. Bir hayat başka hayatlara açılıyor. İnsan artık dikkatini dağıtacak şey aramıyor; dikkatini dağıtacak şeyler onu buluyor.

Belki de bugünü farklı kılan şey, dikkat dağıtıcıların niteliğinden çok sürekliliğidir. İnsanlık tarihinde ilk kez hayatın neredeyse bütün boşluklarını doldurabilecek araçlara sahibiz. Oysa bazı boşlukların bir işlevi vardı. Beklemek yalnızca beklemek değildi. Can sıkıntısı da yalnızca can sıkıntısı değildi. İnsan çoğu zaman neyi özlediğini, neden huzursuz olduğunu ya da hangi hayatın içinde kaybolduğunu o görünüşte önemsiz anlarda fark ederdi.

Dinlenmek mi, oyalanmak mı?

Yine de burada kolay bir sonuca varmak istemiyorum. Çünkü telefona uzanan herkes aynı şeyden kaçmıyor olabilir.

İnsan gerçekten yorulur. Gün boyunca yalnızca çalışmaz; karar verir, bekler, uyum sağlar, hayal kırıklıklarını yönetir ve kendisini kontrol eder. Akşam olduğunda zihnin de dinlenmeye ihtiyacı vardır. Belki de scrolling’in çekiciliğinin bir bölümü burada saklıdır. Çünkü aşağı kaydırmak neredeyse hiçbir şey istemez. Başarı talep etmez, başarısızlık riski yaratmaz, hesap sormaz. Gün boyunca onlarca küçük karar vermiş bir zihin için bunun da bir rahatlatıcılığı vardır.

Bu yüzden telefona uzanan herkesin kendisinden kaçtığını söylemek doğru olmaz. İnsan bazen gerçekten kafa dinlemek istiyordur.

Ne var ki dinlenmek ile oyalanmak arasındaki çizgi her zaman net değildir. İnsan neye ihtiyaç duyduğunu her zaman doğru okuyamaz. Yorulduğunu sanır, aslında bunalmıştır. Kafa dinlemek istediğini düşünür, oysa uzun zamandır ertelediği bir şeyle karşılaşmak istemiyordur. Çünkü bazı şeyler yalnızca durduğumuzda görünür hale gelir.

Tam da bu nedenle mesele telefonun kendisinden çok, boşlukla kurduğumuz ilişkiyle ilgilidir. Ve insanın boşlukla ilişkisi bizi başka bir soruya götürür: Neden bazı duygularla karşılaşmayı bu kadar uzun süre erteleriz?

Ertelenen duygular

Boşlukla karşılaşmaktan kaçınmamızın sebebi her zaman can sıkıntısı değildir. Mesele çoğu zaman sıkılmak değil, karşılaşmaktır.

İnsan çoğu zaman görevden değil, görevin uyandıracağı duygudan uzaklaşmak ister. Bu nedenle erteleme davranışı yalnızca zaman yönetimiyle ilgili değildir. Çoğu zaman ertelenen şey işin kendisi değil, o işle birlikte gelecek kaygı, belirsizlik ya da hayal kırıklığıdır.

Yazılması gereken bir mesaj vardır. Fakat mesele mesaj değildir; alınabilecek cevaptır. Verilmesi gereken bir karar vardır. Fakat mesele karar değildir; o kararın sorumluluğudur. Bitirilmesi gereken bir ilişki vardır. Fakat insan çoğu zaman ilişkiyi değil, ilişkinin çoktan değişmiş olduğunu kabul etmeyi erteler.

Bu yüzden bazı işler beklediğimizden daha ağır gelir. Çünkü taşıdıkları yük yalnızca pratik değildir. İnsan bir işin başına hemen oturamaz; çünkü başarısız olma ihtimaliyle karşılaşmak istemiyordur. Önemli bir telefon görüşmesini günlerce erteler; çünkü duyabileceği şeyden korkuyordur. Uzun zamandır yanlış giden bir şeyi değiştirmez; çünkü değiştirdiği anda kendisine yıllardır anlattığı bazı hikâyeler de değişmek zorunda kalacaktır.

Fakat insan her zaman korktuğu için uzaklaşmaz. Kimi zaman gördüğü şeyi görmek istemediği için uzaklaşır. Çünkü bazı fark edişler yalnızca rahatsız edici değildir; insanın kendisi hakkında kurduğu hikâyeyi de sarsar. Uzun zamandır mutlu olmadığını fark etmek, sevdiğini düşündüğü hayatı aslında sevmediğini görmek ya da yıllardır sürdürdüğü bir ilişkinin çoktan başka bir şeye dönüştüğünü kabul etmek… Bunlar yalnızca duygusal değil, varoluşsal karşılaşmalardır.

Telefon burada küçük bir kaçış kapısı açar. İnsan birkaç dakikalığına başka hayatlara bakar, başka sesler duyar, başka görüntülerin içinde dolaşır. Zihindeki gerginlik gevşer. Rahatsızlık geri çekilir. Hiç olmazsa bir süreliğine.

Sorun şu ki, ertelenen şeyler kaybolmaz. Yalnızca görüş alanının dışına çekilir. Tıpkı kapısı kapatılmış bir oda gibi. İçerisi görünmez olur ama evin planından çıkmaz.

İnsan gün boyunca pek çok şeyden uzaklaşabilir. Ama bazı sorular vardır ki sabırla bekler. Ve çoğu zaman cevaplarını değil, önce kendilerini duyururlar. İşte bu nokta bizi sessizliğin taşıdığı yüke götürür.

Sessizliğin taşıdığı yük

Sessizlik çoğu zaman düşündüğümüz kadar sessiz değildir. Dışarıdaki sesler çekildiğinde içeridekiler duyulmaya başlar. Gün boyunca ertelenen düşünceler, bastırılan duygular ve görmezden gelinen sorular yavaş yavaş görünür hale gelir. Bu nedenle bazı insanlar yalnız kalmaktan değil, sessizlikten hoşlanmaz. Çünkü sessizlik insanın kendisiyle karşılaşabileceği bir alana dönüşebilir.

Üstelik bu karşılaşma her zaman büyük travmalarla ilgili değildir. İnsan bazen yalnızca uzun zamandır mutsuz olduğunu fark eder. Yıllardır sürdürdüğü bir ilişkinin artık başka bir şeye dönüştüğünü görür. Hayatını değiştirecek büyük bir karar vermesi gerekmediğini, yalnızca uzun zamandır bildiği bir gerçeği kabul etmesi gerektiğini anlar.

Hayatın yönünü değiştiren bazı fark edişler büyük olayların ortasında değil, çoğu zaman görünüşte sıradan anlarda ortaya çıkar. Gece uyuyamazken, dalgın dalgın yürürken ya da hiçbir şey yapmadan otururken… İnsan yeni bir şey öğrendiği için değil, uzun zamandır bildiği bir şeyi artık inkâr edemediği için sarsılır.

Belki de bu yüzden bazı sessizlikler beklediğimizden daha ağır gelir. Çünkü sessizlik yalnızca bugünü getirmez. Bir zamanlar verdiğimiz kararları, vazgeçtiğimiz ihtimalleri ve kapatıldığını sandığımız bazı hikâyeleri de beraberinde getirir.

İnsan bazen boş kaldığında yalnızca yaşadığı hayatla değil, yaşayamadığı hayatlarla da karşılaşır.

Yaşanmamış hayatlar

Hayat ilerledikçe insan yalnızca yaşadıklarıyla yaşamaz. Yaşamadıkları da ona eşlik etmeye başlar. Bir zamanlar gidilmeyen bir şehir, aranmayan bir insan, cesaret edilemeyen bir karar ya da korkudan vazgeçilen bir ihtimal… İnsan çoğu zaman bunları unuttuğunu düşünür. Oysa zihin bazı şeyleri silmez. Yalnızca daha sessiz bir yere kaldırır.

Bu nedenle belli bir yaştan sonra insan yalnızca anılarını taşımaz. Olasılıklarını da taşır. Çünkü her seçim bir hayatı mümkün kılarken başka bir hayatı geride bırakır. İnsan seçtiği yolun içinde yürür; fakat seçmediği yollar tamamen kaybolmaz.

Milan Kundera’nın romanlarında sık sık karşılaşılan bir tema vardır: İnsan bazen yaşadığı hayatın içinde değil, yaşayabileceği hayatların hayaletiyle yaşar. Çünkü insan yalnızca geçmişi özlemez; geçmişte mümkün görünen hayatları da özler.

Bu çoğu zaman pişmanlık değildir. İnsan aynı kararı bugün yeniden verecek olsa bile geride bıraktığı yolun nereye çıktığını merak edebilir. Çünkü insan zihni bazen kapanmamış kapıları değil, hiç açılmamış kapıları düşünür. Bazı ihtimaller gerçekleşmez ama silinmez de; bir şarkıda, eski bir fotoğrafta ya da tanıdık bir kokuda yeniden görünür olurlar.

Belki de scrolling’in daha az konuşulan taraflarından biri burada ortaya çıkar. Çünkü ekran her zaman acıdan kaçmanın yolu değildir. Bazen yüzleşmeyi ertelemenin yoludur. İnsan bir sonraki videoya geçerken yalnızca zaman geçirmiyor olabilir. Uzun zamandır kendisine sormadığı bir soruyu biraz daha geciktiriyor da olabilir.

Çünkü bazı soruların cevabı hemen bulunmaz. Ama insanın hayatını değiştiren şey çoğu zaman cevaplar değil, sonunda sormaya cesaret ettiği sorulardır.

Ertelediğimiz hayat

Belki de bu yüzden scrolling üzerine yapılan tartışmaların önemli bir kısmı asıl meseleyi eksik yakalıyor. Sorun yalnızca dikkatimizin dağılması değildir. Mesele bazen hayatımızdaki bazı karşılaşmaları sürekli ertelememizdir.

İnsan her zaman acıdan kaçmaz. Bir gerçeği kabul etmeyi erteler. Bir ilişkinin artık eskisi gibi olmadığını görmeyi, geri dönmeyecek bir dönemin kapandığını kabul etmeyi, uzun zamandır yanlış giden bir şeyi değiştirmeyi ya da yıllardır kendisine sormadığı bir soruyla yüzleşmeyi geciktirir.

Çünkü insanın kendisinden uzaklaşması düşündüğünden daha kolaydır. Sürekli meşgul olabilir, sürekli başka seslerle çevresini doldurabilir, sürekli başka insanların hikâyelerini takip edebilir. Bütün bunları yaparken kendi hayatını beklemeye alabilir.

Hayat çoğu zaman büyük kırılmalarla değil, küçük ertelemelerle uzaklaşır. İnsan bunu fark etmez. Çünkü uzaklaşan şey bir anda kaybolmaz. Günlük hayatın içinde, başka uğraşların ve başka dikkat dağıtıcıların arasında yavaş yavaş geriye çekilir.

Belki de bugün kaybetmeye başladığımız şey dikkatimiz değil, kendimizle baş başa kalabildiğimiz o sessiz alanlardır. Çünkü insan bazen bütün dünyayı takip ederken kendi hayatının seyircisine dönüşebilir.

Telefona bakarken ne aradığımızı sorduğumuzda belki cevap her zaman aynı değildir. Kimi zaman dinlenmek isteriz. Kimi zaman merak ederiz. Kimi zaman yalnızca yorulmuşuzdur.

Yalnız bazı anlarda ekranın sunduğu şey eğlence ya da bilgi değil, mesafedir. İnsan uzun zamandır görmek istemediği bir gerçekten, sormak istemediği bir sorudan ya da kabul etmek istemediği bir duygudan biraz daha uzaklaşır.

Belki de telefon bazen bir eğlence aracı değil, insanın kendi hayatını bekleme odasında tutma biçimine dönüşür.

Bekleme odalarının en yanıltıcı tarafı ise insanın orada yalnızca birkaç dakika kaldığını sanmasıdır.

Ekran kapanır. Haberler biter. Videolar sona erer.

Fakat insanın hayatı orada kalır.

Bekler.

Ve insan bazen dönüp baktığında, zamanını nereye harcadığını değil, hangi hayatı yaşamadığını fark eder.