Türkiye’de ve muhtemelen dünyada gençlere dair en fazla paylaşılan istatistik, muhtemelen ne eğitimde ne istihdam da yer alan ve kısaca NEET olarak adlandırılan gençlere yönelik oranlar oluyor.
Eğitim-Bir-Sen’in bu yıl açıkladığı Eğitime Bakış raporuna göre 18-24 yaş aralığında bu oran OECD ortalamasında yüzde 14 iken Türkiye’de yüzde 31. Türkiye, bu kategoride yüzde 30 barajını aşan tek ülke ve 2019’dan bu yana listenin başında.
İstihdam tablosuna baktığımızda gençlerin yüzde 44’ü tam zamanlı, yüzde 4’ü yarı zamanlı çalışıyor, yüzde 52’si ise çalışmıyor. Toplumsal cinsiyet farkı burada da kendini gösteriyor. Erkek gençlerin yüzde 59’u çalışırken kadınlarda bu oran yüzde 38.
Gençlerin yüzde 72’si iş bulmanın zor olduğunu düşünüyor. Bu kaygıya rağmen, ya da belki tam da bu kaygı yüzünden, birbirini tamamlayan iki eğilim göze çarpıyor. Kendi işini kurmak isteyenlerin oranı 2017’deki yüzde 63’ten 2025’te yüzde 36’ya gerilemiş.
Benzer şekilde başka bir ülkeye yerleşmek isteyenlerin oranı da 2023’teki yüzde 43’ten yüzde 28’e inmiş. Peki bunu nasıl okumalıyız?
İlk bakışta gençlerin daha az kaçmak istemesi olumlu bir işaret gibi durabilir. Ancak hem girişimciliğin hem de göç arzusunun aynı anda gerilemesi başka bir ihtimali de akla getiriyor. Belki de mesele gençlerin buraya daha çok bağlanması değil, hayal kurma ufkunun daralması. Risk almak da gitmek de bir geleceğe inanmayı gerektirir. O inanç zayıfladığında insan büyük adımlar atmaktan değil, olduğu yerde beklemekten yana olur.