Ankara Tabip Odası (ATO) sağlıkta özelleştirme politikalarının son verilmesini istedi. Azalan kamu payı ve artan borç yükü karşısında, sağlık tesislerinin satışı değil, kamusal sağlık yatırımlarının güçlendirilmesi gerektiği söylendi.

Mart ve nisandaki cumhurbaşkanlığı kararlarıyla toplam 43 ildeki 126 sağlık taşınmazının 2028 sonuna kadar satılması planlanıyor.
Özelleştirilecek alanların 66’sı, şehir hastanelerinin bulunduğu 17 ilde yer alıyor. Aktif hizmet veren devlet hastanelerinden verem savaş dispanserlerine kadar pek çok tesis bu listede yer alıyor.
Bu kapsamda Sağlık Bakanlığı Ankara’da Çankaya, Yenimahalle ve Kızılcahamam ilçelerinde aralarında hastane, ağız ve diş sağlığı polikliniği, apartman ve arsaların bulunduğu 10 taşınmazı satışa çıkardı.
Bunlar arasında Çankaya’daki toplam bin 702 metrekare alandan oluşan arsa ve Topraklı Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, 3 bin 995 metrekarelik kargir apartman, 200 metrekarelik dükkan, Kızılcahamam’da 10 bin 723 metrekarelik Kargir Ahmet Öztekin Hastanesi ve arsa, Yenimahalle’de 433 metrekarelik betonarme apartman ve arsası, 439 ve 899 metrekarelik iki arsa, 852 metrekarelik iki katlı kargir apartman ve üç katlı beş daireli kargir apartman yer alıyor.
Oda temsilcileri özelleştirilme kapsamına alınan Çankaya’daki Sağlık Bakanlığı’na ait ek hizmet binasının önünde konuyla ilgili bir açıklama yaptı.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Dr. Alpay Azap’ın da katıldığı eylemde ATO adına genel sekreter Dr. Zafer Çelik konuştu. Çelik iktidarın yürüttüğü Sağlıkta Dönüşüm Programıyla birlikte sağlık sisteminin kamusal bir hak olmaktan çıkıp sermaye odaklı bir piyasa modeline evrildiğini söyledi.
Sürecin kamu kaynaklarının sistemli bir şekilde özel sektöre aktarılması, devlet hastanelerinin işlevsizleştirilerek tasfiye edilmesi ve sağlık hizmetlerinin ticarileşmesi üzerine kurulu olduğunu belirten Çelik, ‘sağlıkta şiddet’, ‘randevu krizi’, ‘koruyucu hizmetlerin yetersizliği‘ ve ‘bütçedeki devasa şehir hastaneleri kara deliği‘ gibi yapısal ve kronik sorunların bu politik tercihlerin doğrudan bir sonucu olduğunu söyledi.
Sağlık kamu kaynaklarıyla ‘piyasallaştırılıyor’
Sağlıkta özelleştirme furyasının en yeni ve en sarsıcı dalgasının son kararlar olduğunu vurgulayan Çelik, özetle şunları şöyledi:
“Siyasi iktidarın ‘kalite’ ve ‘modernizasyon’ söylemleriyle sunduğu bu tabloyu, veriler ve somut olgular ışığında kademe kademe incelediğimizde sağlıkta özelleştirme yıkımı daha net anlaşılıyor.
2002’de Türkiye’de 774 kamu hastanesi, 50 üniversite hastanesi ve 271 özel hastane bulunurken; 2024 itibarıyla kamu hastanesi sayısı 941’e, üniversite hastanesi 69’a yükselmiş, özel hastane sayısı ise 552’ye ulaştı.
Son 20 yılda özel sektör kamuya oranla iki kattan fazla büyüyerek sektörün yaklaşık üçte ikiye yakınını kontrol eder hale geldi.
Kamu kaynakları özele akıyor
Özel sağlık sermayesi, doğrudan kamu destekleriyle besleniyor. 2023-2025 döneminde özel sektör için 830 teşvik belgesi düzenlendi. Proje başına sabit sermaye tutarı ortalama 40-60 milyon lira seviyesine ulaştı.
Sistemin en büyük kırılma noktalarından biri finansman akışındaki adaletsizlik. Kamu kaynakları, özel sektörü besleyen bir damar haline getirildi. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), 2024’de devlet ikinci basamak hastanelerine hasta başına 282 lira öderken özel hastanelere 801 lira ödedi.
2012’den bu yana devlet hastanelerine yapılan ödemeler 4,7 kat artarken, özel hastanelere yapılan ödemelerin 9,4 kat artması, sağlığın nasıl kamu kaynaklarıyla piyasalaştırıldığını kanıtlıyor.
Şehir Hastaneleri: ‘Bütçeyi Yutan Kara Delik‘
Başlangıçta ‘Devletin kasasından bir kuruş çıkmayacak’ denilerek Kamu Özel İş Birliği (KÖİ) modeliyle pazarlanan ve yapılan şehir hastaneleri bütçenin en ağır yükü haline geldi.
2025’de öngörülen ödenek tutarı aşılarak şehir hastanelerine 111,1 milyar lira ödeme yapıldı.
2026’nın ilk dört ayında bütçeden 57,5 milyar lira çıktı. Bu 2026’nın şehir hastanelerine her gün en az 479 milyon lira kullanım ve hizmet bedeli ödendiği anlamına geliyor.
Başta Ankara olmak üzere, bu projeler, kent hafızasında yer tutan köklü kamu hastanelerini kapatarak veya atıl hale getirerek hem erişilebilir ve nitelikli hizmet sunumunu hem de bütçeyi adeta yuttu.
Sağlıkta özelleştirme furyasının en yeni ve en sarsıcı dalgası da son kamu taşınmazlarının satışa çıkarılması oldu.
Kamusal sağlık sisteminin ve halk sağlığının tasfiyesi anlamına gelen bu özelleştirme hamleleri, toplum sağlığını piyasanın insafına terk etmekte ve sağlığı bir hak olmaktan çıkarıp kâr nesnesine dönüştürmektedir.”