Ahmet Telli bozkırın sokaklarından geçip Türkiye Yazıları’ndan içeriye girdiğinde, Ahmet Say gelen kişinin bir şair olduğunu bilmiyordu. Tanınmış bir edebiyat öğretmeni olduğunu da bilmiyordu.
Ne zaman dergi ve dergicilikle ilgili bir şey düşünsem, aklıma ilk Ahmet Say geliyor. Evveli var tabii, her şeyi Ahmet Say’dan başlatmıyorum ama başım sıkıştığı anda ilk ona danışıyorum daima.
Her şairin bir dergi kapısından girişi vardır. Her şair dedik biraz abarttık, her şairin bir dergi kapısından içeri girme düşü olabilir ama bazıları girer ve dergide demirbaş olur.
Resimli Ay dergisinden içeri girdiğinde Nâzım’ın putları yıkacağını kimse bilmiyordu. Düzeltmen olarak başladığı işin tanımı gittikçe genişledi ve neden sonra kendi adıyla yazdığı dergide, putları yıkmaya başladı.
Öncesi var tabii, Servet-i Fünûn’un Tevfik Fikret’in yönetmesi gerçeği var. Tevfik Fikret de dönemin edebiyatçıları gibi Firuzağa yoluna koyulur, Recaizade Mahmut Ekrem’in konağında sohbetlere katılırdı. Edebiyatın Batı’dan alacaklarıyla Doğu kültürünü bir araya getirip bir senteze varması gerektiği fikri pekişince, konaktaki sohbette yer alan Servet-i Fünûn sahipleri Ahmet İhsan Bey ve ortağı Asım Bey, dergiyi Recaizade Mahmut Ekrem’in yönetimine vermeyi teklif etti. Mahmut Ekrem Bey, devlet katında görevli olduğundan onur veren bu teklifi kabul edemeyeceğini bildirip yerine Tevfik Fikret’i önerdi.
Servet-i Fünûn 7 Şubat 1896 tarihli 23. sayısından itibaren Tevfik Fikret yönetiminde çıkmaya başladı. 29 yaşında derginin başına geçen Tevfik Fikret ilim dergisi olarak aldığı Servet-i Fünûn’u bir edebiyat dergisi yaptı.
Şükran Kurdakul, Arif Damar, Enver Gökçe gibi şairleri Yeryüzü ya da Beraber dergilerinde görmek pek tabii mümkün.
a dergisi’nin yayımlandığı yıllarda daha üniversitede olan edebiyatçılarımızı düşündüğümüzde Yeni a dergisine geçtiklerinde neredeyse hepsinin kitapları ve ödülleri vardı. Adnan Özyalçıner, Edip Cansever, Konur Ertop, Kemal Özer, sonrasında Sennur Sezer, Refik Durbaş, Eray Canberk, Ülkü Tamer… saymakla bitmez.
Türkiye Yazıları’nda saklı tarih
Bizde dergicilik bir okuldur ve genellikle şairler o okulda yetişerek var olur. Kulakların çınlasın Şiir Atı.
En yorgun yerinden kırılan aynanın seyrinde hepimiz Ahmet Telli okuru olduk ve hepimizin elindeydi onun şiiri.
Türkiye Yazıları sadece Ahmet Telli değil Ali Cengizkan, Veysel Çolak gibi şairlerimize de alan açmış, söz ve yetki vermiştir. Derginin sayfalarını taradığım yıllardan aklımda kaldığı kadarıyla A. Hicri İzgören, Tuğrul Keskin, Fergun Özelli ve daha nice şairimize yataklık etmiştir.
Ahmet Say üzerine çalışıp yazılarından kitap hazırlamaya çalışırken, Türk Solu dergisini incelemem gerekmişti. Bora Gözen’den sonra Türkiye Solu’nun yönetimine gelmişti Ahmet Say. Ame ne yaptıysam derginin 52. sayısını bulamıyorum. Atilla Aşut’a sordum onda yokmuş. Ali Cengizkan’a sordum onda yokmuş. Celal Karaca’ya sordum… 52. sayı onda da yokmuş ama bana öyle bir belge gönderdi ki, kitabın girişine ne koyacağımı anında bulmuş oldum. Ahmet Say’ın Almanya yıllarını bilmeyen yoktur ama onun çeviri yaptığına tanık olmamıştım.
Kürek Çekmek, Konuşmak
Akşam. Suda iki kayık.
Kayıyor. Kıyılarda
İki çıplak genç adam. Kürek çekerek yanyana
Konuşuyorlar. Yanyana konuşarak
Kürek çekiyorlar
Bertold Brecht / Çev: A. Say (Çaltı Gazetesi, 15 Kasım 1965, sayı 135, sayfa 3).
Ahmet Telli’nin editörlüğü
Ahmet Say’dan Ahmet Telli’ye gelirken uğramadık yer bırakmadık gene. Türkiye Yazıları’ndan devam edelim. Şöyle diyor Ahmet Say:
“Derginin en ağır işlerini Telli yüklenirdi. Bu ağır işlerden biri, şiir seçimiydi. Dergiye her ay 1000 dolayında şiir yağdığı için, tam bir dikkat ve sorumlulukla şiir seçmenin nasıl bir mesai gerektirdiğini kestirebilirsiniz.
Gelen şiirlerden yalnızca 8-10 ürüne (yani bin şiirin içinden onuna, demek ki yüzde birine) yayın şansı tanıyor, ayrıca bir o kadar da derginin demirbaş şairi konumundaki tanınmış, kıdemli şairlerden şiirler yayınlıyorduk.”[1]
Yarenlik zamanları
Zaman zaman evine gider, zaman zaman telefonla görüşür, zaman zaman yazışırdık Ahmet Say’la. Öncelikle telefon görüşmeleri uzar giderdi, bazen saatlerce sürdüğü olurdu ve bitmesini istemezdim. Evine gitmek ve onunla yan yana olmak bambaşka bir deneyimdi. Yazışmanın seyri bambaşkaydı.
Üstadımız Aydın Çubukçu da Evrensel Kültür dergisi çıkarılmadan önce elbette gidip Ahmet Say’a danışmıştı. Ahmet Say da vosvosuna atladığı gibi Aydın Abi’yi alıp Ankara’daki göl kıyısına götürmüş orada uzun uzun dergi ve dergicilik üzerine konuşmuşlardı.
Ben de dergiciliğe terfi ettiğimde Ahmet Say’a danışır, çıkan sayı hakkında konuştuğum gibi gelecek sayı ve sayılar hakkında fikrini sorardım.
Bazen yanıtları toplayıp yazılı bir eleştiri olarak iletirdi. Hata yaptığımda aramızdaki yaş farkına rağmen beni bir arkadaşı gibi uyarır ve yaptığım işi önemsediğini hissettirirdi.
Kendisiyle dalga geçmeyi bilen bir insandı Ahmet Say. Öyle olmasaydı ne Bingöl Hikâyeleri’ni yazabilirdi ne İpek Halıya Ters Binen Kedi’yi ne de Kocakurt’u.
Edebi ve siyasal tarihimizin ibretlik pek çok olayı saklıdır onun Ağaçlar Çiçekteydi kitabında. Artık yeterince tartışıldığı ve gündem olduğu için herkes kendince pay alıp her şeyi yerli yerine koymuştur diye düşünüyorum. Gençlik yılları, eğitim ve öğretmenlik dönemi, şair ve yazar arkadaşları, arandığı zamanlar, Deniz Gezmiş ve arkadaşları, Edip Cansever, Ataol Behramoğlu, Emil Galip Sandalcı ve daha nice isim yer alıyor kitapta. Zamana mim koymanın anıları o kadar güzeldi ki…
Yayınevinden Onur Öztürk’le ziyaretine gittik, Ekim 2018, Ankara’da güzel ve güneşli bir gündü. Hemen evinin önündeki lokantada ağırladı bizi. Uzun sohbetimize rakı eşlik etti. Geçmişten, siyasetten, yayıncılıktan, dergicilikten, ihbarlardan, ihbarcılardan bahsettik. Hapishane hayatını ve romanı Kocakurt’u anlattı. Ne yazık ki o günden kalan fotoğrafı bulamıyoruz.
Fazıl Say nasıl yetişti?

Ahmet Say uzun yıllar Evrensel gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Arada başka gazetelere de yazdı ama öncesinde Cumhuriyet ve Hürriyet gazetesinin Ankara eki de düzenli yazdığı gazeteler arasına sıralanabilir. Bir süre ben de Evrensel gazetesinde yazdım ve farklı günlerde yazı komşusu olduk Ahmet Abi’yle…
17 Ekim 2016’da bana ‘Fazıl Say nasıl yetişti?‘ başlıklı bir e-posta göndermiş Ahmet Say:
“Değerli kardeşim Hakkı Zariç,
Yukarıdaki başlık altında Sol portalde çıkan yazımın geniş ilgi gördüğünü söylüyor arkadaşlar. Eğitsel açıdan önemli ipuçları veren bu yazımdan haberdar olmanı düşündüm.
Selam ve sevgiler..”
O yazıdan uzun olması pahasına ilgili bölümü aktarıyorum:
“O günlerde Fazıl’ın başka bir şaşırtıcı yeteneği, müzikte kendini göstermişti: Yine iki yaşındayken bir gün, ilkel bir plastik düdükle bizde ‘Daha dün annemizin..‘ diye başlayan Mozart’ın ünlü parçasını çalmaya başlayınca şaşırmıştım.
“Kim öğretti sana bunu?” diye sordum. Zavallı çocuk, bir kabahat işlediğini sanarak elindeki düdüğü yere attı.
İşte o günlerin birinde, Ankara Devlet Opera Orkestrası’nın obua sanatçısı, bugün ışıklar içinde yatan eski dostlarımdan Ali Kemal Kaya ile Mülkiyeliler Birliği’nde sohbet ediyorduk. O gün, çalgısının çıkardığı sorunları anlatıyordu dostum.
“Çok şikâyet ettin!” dedim, “şunun şurasında gelişkin bir düdük! Bizim oğlan da düdük çalıyor, geçen gün Mozart’ın ünlü parçasını çaldı bana…”
Şaşırdı Ali Kemal, “Beş yaşında oldu mu senin oğlan?” diye sordu.
“Hayır” dedim, “daha iki yaşında…”
Olurdu olmazdı derken, büyük boy bir konyak şişesine iddiaya giriştik, bir taksiye binip bizim eve gittik… Fazıl beni mahcup etmedi, o acayip plastik düdükle parçayı nazlanmadan çaldı.
Ali Kemal donup kalmıştı. Çocuğun yeteneği için söylediklerini buraya aktarmayacağım. Sonuçta Ali Kemal Kaya, Fazıl’ın müzik eğitimini üstlendi.
Burada okurlarım soracaklardır: “İki yaşındaki çocuğa müzik dersi verilir mi?”
Verilir! Her yaşa göre bir eğitim yöntemi vardır. Ali Kemal dostum, Fazıl’a el çırpma, ya da yürüme yoluyla ritmik hareketler yaptırıyor, basit ritim kalıplarını öğretiyordu.”
Mahir Çayan’ın gittiği meyhane
Patriyot Hayati’yle ilgili bir yazı yazmaya çalışırken danıştım Ahmet Say’a. Patriyot için “İstanbullu. O kadar ki, Ankara’da bile Üsküdar’da oturmuştur” diyor Cemal Süreya. Hatta 99 Yüz’de adına yazdığı portre okumaya değer. Bilenlerin söylediğine göre Patriyot TKP’nin resmî olmayan arşividir ve her şeyi, her toplantıyı her ayrıntıyı aklında tutmakla ünlüdür.
Meselemiz bu değil, Ahmet Say bana başka bir Patriyot Hayati anlattı.
Çok paraları da yok, bulup buluşturmuşlar Ahmet Say ve Patriyot Hayati kafa kafaya verip bir meyhane açmaya karar vermişler. Borç, harç, veresiye, hatır-gönül derken tabelasını asmışlar Piknik 76’nın. Ahmet Abi meyhanedeki her şeyin beyaz olduğunu anlatıyordu telefonda.
Ama hikâye burada bitmiyor o sıralar TİP’te bir tasfiye süreci var ve 76 kişi atılmış partiden. Meyhanedeki 76’nın bu tasfiyeye gönderme olduğu konuşuluyor. “Yok be” biyor Ahmet Abi, “Kapı numarası 76’ydı.”
Piknik 76 Ankara’da Siyasal Bilgiler ve Hukuk fakültelerine yakınmış. Patriyot Hayati elinde rakı kadehi geleni gideni ağırlar, yarenlik eder, dostlarıyla eyleşir. Ahmet Abi, “Mahir Çayan da gelirdi, arada bir şeyler içerdi” demişti bana. Ne güzel hatırlı müşterilerin gelmesi; zaten hatırlı müşteriden para almazlarmış. Ömrü de uzun olmamış, Piknik 76 anılarda yaşıyor nicedir.
Hayata Döndüren katiller
Aydın olmanın onuru bir yerde Ahmet Say’ın temsil ettiği yılların içinde birikti. Hayata Dönüş adını verdikleri kanlı operasyonda onlarca devrimci tutsak öldürüldüğünde Hikmet Sami Türk memleketin Adalet Bakanı’ydı. Başbakan olarak da bir şairin olduğu rivayet edilir. Bir panelde konuşmacı olan Hikmet Sami Türk’ün karşısına dikilen Ahmet Say, “sen katilsin!” diye üstüne yürümüştü. Ne diyecekti; katile katil demek de bir Ahmet Say prensibidir.

Müzik yazılarına elbette başkaları değinecek ve hakkında yazacaktır. Adına konulan ödül iki yılı geride bıraktı ve hak ettiği değeri burada da gördü Ahmet Say.

Özliyoruz kendisini. Anısına saygıyla…

Hamiş 1: Çaltı Gazetesi’ni Erdoğan Alkan’dan da okuyacaktım ya, bu da başka bir yazı konusu olarak geleceğin hafızasına yazılsın. Sennur Sezer’in Bezgin Cumartesi şiiri de Çaltı’da çıkmış, sayı 58. Hasan Hüseyin mi dersiniz, Behzat Ay mı?..
Hamiş 2. Türkiye Solu’nun 52. sayısını bir kütüphanede buldum, o sayıda Ahmet Say’ın yazısı yoktu.
[1] Ahmet Say, Hayata Karşı Hayat, Kor Kitap-Islık Yayınları, 1. Basım Eylül 2023, sf.164