Ümit Akçay: Ülke içi sınıfsal dinamikler, jeopolitik rekabetin kurucu unsurlarından biridir

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Uluslararası siyasette ve ekonomide artan jeopolitik rekabet, emeğin koşullarını nasıl etkiliyor?

Bu yıl başında gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumunda açıklanan 2026 küresel riskler raporu, bu soru açısından ilginç bir belge olarak görülebilir. Rapora göre önümüzdeki iki yılın en büyük küresel riski jeoekonomik çatışma. Yani ticaretin, finansın, teknolojinin, yaptırımların ve tedarik zincirlerinin devletler arası rekabetin araçları haline gelmesi.

“Tedarik zinciri riski” denilen şey, işçiler açısından işsiz kalma ihtimalidir. “Enflasyonist baskı” ücretlerin erimesidir. “Mali disiplin” kamu harcamalarının kısılması, sosyal hakların budanması ve emekçilerin daha düşük yaşam standardına razı edilmesidir.

Jeopolitik rekabet çoğu zaman devletler arasındaki bir güç mücadelesi olarak anlatılıyor. Bu anlatım yanlış değil, ama eksik. Çünkü ülkeleri homojen birimler olarak ele aldığında, her ülkenin içinde süren sınıfsal mücadeleleri, farklı sermaye kesimleri arasındaki ayrışmaları ve emekçilerin bu süreçte nasıl konumlandığını görünmez kılıyor.

Bu nedenle ülke içi sınıfsal dinamikler jeopolitik rekabetin yalnızca sonucu değildir, aynı zamanda onun kurucu unsurlarından biridir. Devletlerin dışarıda izlediği rekabet stratejileri, içeride hangi sınıfların destekleneceği, hangi sektörlerin öncelik kazanacağı ve maliyetlerin kimlere yükleneceği sorularından bağımsız değildir.

Ümit Akçay’ın yazısı