Bazı anneler sürekli performans halinde gibi geliyor bana. Organik beslenme, ekran süresi, pedagojik yaklaşım, doğru spor, doğru kurs, doğru iletişim dili. Çocuk büyütmekten çok dev bir proje yönetiyor gibiler. Onların filmi ise kesinlikle modern bir çalışma hayatı filmi olurdu. Yalnızca ofisi evin içine taşınmış bir çalışma hayatı. Tully gibi olabilirlerdi, umarım olmazlar.
Bazen de en sessiz anneler dikkatimi çekiyor. Kimseyle konuşmayanlar. Ellerini çantasının üstünde kenetleyip bekleyenler. Onların filmi büyük ihtimalle Full Time gibi mi olurdu? Yoksa Saint Omar gibi mi?
Sonra ister istemez kendimi düşünüyorum. Benim anneliğim hangi filme benziyor? Türü ne? Yol filmi mi, fantastik mi? Tüm bunlarla beraber son dönem anlatılarındaki farkları düşünüyorum.
Uzun süre annelik kamusal olarak konuşulabilen duygularla sınırlandırıldı, sevgi, bağlılık, fedakârlık, koruma gibi. Oysa öfke, pişmanlık, yabancılaşma, sıkışmışlık ya da anneliğin insanın benlik duygusunu aşındırabilmesinin çok lafı geçmedi. Bu sessizlik tamamen ortadan kalkmış değil. Hâlâ annelik hakkında söylenebilir olanla olmayan arasında güçlü bir sınır var. Ama son yıllarda hem edebiyat hem sinema bu sınırı zorlamaya başladı.