İnsan hakları mı? Biz ona 'boş reklam alanı' diyoruz
İ

Metrobüste kırk yılın başı denk getirip de cam kenarına oturabilen biri Turgut Uyar’dan ‘Göğe Bakma Durağı’ şiirini okumak istemiştir içinden. Ya da köprüden geçerken Redd’den “Manzaraya daldım ses çıkarma” şarkısını mırıldanası gelmiştir…

Ama gök yok, manzara yok. Reklam var.

Metrobüs camından Boğaz’a bakmaya çalışırken… Fotoğraf: Ayşegül Kasap

Ne zamandır dikkatimi çekiyordu bu durum fakat gündem yoğunluğundan fırsat bulup yazamıyordum. İki gün önce yine camları reklamla kapatılmış bir metrobüse denk gelince fotoğrafı çekip paylaştım; meğer konudan musdarip ne kadar çok kişi varmış. X’teki paylaşım aldı başını gitti.

Bu sorun sadece İstanbul’daki otobüslerde de yok. Şehirler arası yolculuk yaptığımız Yüksek Hızlı Tren’lerde de var. Oysa uzun yolların en güzel yanlarından biri de yolu izlemektir. Ama reklamlardan ne mümkün. İzlemek için kendinizi zorlasanız bile trenler 200-250 km hıza ulaşabildikleri için camdaki delikli folyo (one-way vision) üzerinden dışarıya bakmak, gözde ciddi bir ‘stroboskopik etki‘ye (hızlı titreşim algısı) neden olabiliyor. Bu da baş ağrısı ve mide bulantısını kaçınılmaz kılabiliyor. Ne kaliteli hizmet ama!

Bu durumdan reklam alan da veren de karlı. Vatandaş yine hikayenin garibanı, mağduru. Hem de parasını verdiği bir hizmeti alırken…

Neden mi? Gelin temel haklar üzerinden inceleyelim.

Kent hakkı

Bu kavram, Fransız sosyolog Henri Lefebvre’e ait. Kısaca bireyin kenti deneyimleme, görme ve ona katılma hakkını anlatıyor. Haliyle toplu taşımalardaki bu uygulama bireyin şehirle görsel bağını kesiyor. Kamusal bir mekanı neredeyse kapalı bir kutuya dönüştürüyor.

Engelli hakları ve erişilebilirlik

Kamusal alanlar herkes için erişilebilir olmalı. Oysa reklamla donatılan otobüsler, vatandaşın görsel olarak kamusal alana erişimini kısıtlıyor. Bu durum herkes için sıkıntılıyken, engelli vatandaşlar için daha da zor.

Görüşü zaten sınırlı olan biri için bu camlar ne demek, hiç düşündük mü? Ya da çocuklar için, yaşlılar için? Ayrıca bunun gecesi de var, yağışlı havası da var.

Psikolojik sağlık

İnsan hakları beyannameleri, bireyin sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını vurgular. Kapalı ve dışarısı net görünmeyen alanlar, birçok yolcuda klostrofobiyi tetikleyebilir. Doğal ışığın azalması ve dışarıdaki akışın (panoramanın) kesilmesi, stres seviyelerini artırabilir.

Güvenlik

Seyir halinde toplu taşıma aracının dışında bir olay olsa, yolcular olayı net göremeyecek. Haliyle riskin düzeyini belirlemesi ve güvenliği için sağlıklı bir karar alması da zorlaşacak. Ayrıca acil durumlarda konum tespitinin zorlaşması ihtimali de var. Bu nedenle yolcunun görüş alanının net olması önemli.

Ayrıca folyoyla zırhlanmış camı, acil bir durumda imdat çekiciyle kırmak da zor.

Kamusal alanın ticarileşmesi

Toplu taşıma kamusal bir hizmet. Ancak kamusal alan reklamla bir anlamda ‘işgal’ ediliyor. Bu durum belediyeler için ek gelir kaynağı olabilir. Hatta bu durumdan reklam veren şirketler de kazanıyor. Ancak o otobüsü kullanarak istemeden de reklamın bir parçası olan vatandaşların buradan bir kazancı yok.

Toplu taşıma biletine ücret ödeyen biri, sadece bir noktadan diğerine taşınmayı değil, bu süreçte insani standartlarda bir ortamda bulunmayı da satın alır. Camların reklamla kapatılması, yolcuyu bir ‘özne‘ olmaktan çıkarıp, reklamın bir parçası olan bir ‘nesneye‘ dönüştürüyor. Bu, modern şehircilikte ‘insan odaklı tasarım’ ilkeleriyle taban tabana zıt.

Özetle toplu taşıma araçlarının camlarının reklamla kaplanması, yalnızca estetik bir tercih değil; kent hakkı, erişilebilirlik ve kamusal alanın niteliği açısından ele alınması gereken bir uygulama. Hem belediyeler hem de hükümet kamu yararını gözeterek insanların görüş alanını kısıtlayan bu uygulamayı yasaklamalı.