Şişli Meydanı'nında Üç Kız: Bir şarkı iki tarih
Ş

C. Hakkı Zariç
C. Hakkı Zariç
Şair, yazar ve editör. 1999’dan bu yana yazıları ve kitapları yayımlanmaktadır. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Türkiye PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Manos Kitap ve Yeni e dergisinde editörlük çalışmalarını sürdürmektedir.

Unutmamak için mevsim dönümleri var, anımsamak için şarkılar, soru sormak için şiirler. Zamanın bir yerinde sevincin ya da kederin sesi yükseldiğinde, o sesi günümüze taşımak için tanıklar vardır.

1 Mayıs geçti. Yasaklar, gözaltılar, kapatılmış meydanlar ve öldürülenlerin anılarıyla geride kaldı İşçi Bayramı. Dayanışma, direniş ve emek bayramı mı demeliydim, Bahar bayramı diyenler de var. Tarifler ve adlar da sınıfsal.

Bir şarkıyla çoğalan soru

Bir şarkı var dilimizde Ruhi Su’yun sesiyle kulaklarımızda çınlıyor hep. En çok da 1 Mayıs dayanışma ve direniş günlerinde yanına sokulduğumuz bir şarkı bu…

Şişli Meydanı’nda üç kız
Biri Çiğdem biri Nergis
Vuruldular güpegündüz
Sorarlar bir gün sorarlar…

29 Nisan 1977 tarihli Cumhuriyet gazetesinin manşetinden aktarıyorum:

“Komandolar dün de saldırgan eylemleri sonucu kan dökmüşler, İstanbul Okmeydanı’nda durakta beklemekte olan üç genç kız öğrenciyi yaylım ateşine tutmuşlardır. Saldırı sırasında kız öğrencilerden Çiğdem Yıldır ölmüş, Şükran İşler ile Melika Durgun ağır şekilde yaralanmıştır. (…)

İstanbul’daki olay dün saat 15 sıralarında Okmeydanı Abide-i Hürriyet Caddesinde meydana gelmiştir. Durakta otobüs beklemekte olan üç kız öğrenci, Anadol marka bir otomobilin içinden açılan yaylım ateşiyle taranmışlardır. Açılan yaylım ateşinin, özellikle sınavdan çıkmış olan Galatasaray Mühendislik Yüksek Okulu Kimya bölümü 3. sınıf öğrencileri; Şükran İşler, Çiğdem Yıldır ve Mehlike Durgun’u hedef aldığı belirtilmiştir. (…) görgü tanıkları kırmızı renkli ve damalı olan Anadol marka otonun 34 LZ  993 plakalı olduğunu söylemişlerdir. Otonun çalıntı olup olmadığı konusunda bir açıklama yapılmamıştır.”

Gazete haberinde olayın Okmeydanı, Abide-i Hürriyet Caddesi’nde geçtiği yazsa da bu bölge dönemin kullanımında Şişli hattı içinde anılmakta; şarkı da bu yüzden ‘Şişli Meydanı‘ ifadesini kullanmaktadır. Öte yandan muhabir olayı bir yerde ‘Mehlike’ ile adlandırmış, bir yerde ‘Mehlika‘ demeyi tercih etmiş…

Okuldan çıkan öğrencilerin taranması sonucu Çiğdem Yıldır’ın öldüğünü, Mehlika Durgun’un ağır yaralandığını, Şükran İşler’in ise bu saldırıdan hafif yara alarak kurtulduğunu öğreniyoruz. Aynı saldırıda durakta otobüs beklemekte olan Galatasaray Mühendislik Yüksek Okulu Makine bölümü öğrencisi Hasan Gökçe de bacağından yaralanmış.

Cumhuriyet’in manşetinden öğrendiğimize göre Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi öğrencisi ve İzmir Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi olduğu belirtilen İdris Türkoğlu da tabancayla vurularak öldürülmüştür.

Outdoor funeral ceremony with a large crowd gathered around a dirt burial mound.

30 Nisan 1977 tarihli Milliyet gazetesinde, Ergin Konuksever imzalı bir haberde Çiğdem Yıldır’ın toprağa verildiğini öğreniyoruz.

Ülkücüler tarafından öldürüldüğü ileri sürülen Galatasaray Mimarlık ve Mühendislik Okulu 3. sınıf öğrencisi Çiğdem Yıldır’ın cenazesi dün çok kalabalık bir topluluk tarafından törenle toprağa verilmiştir. Kadıköy’den Karacaahmet Mezarlığına kadar omuzlarda taşınan cenazeye katılanlar burada imamın okuduğu Kur’an-ı Kerim’i dinlemişlerdir. İmam, bu arada, bütün gençlerin birbirine karşı saygılı olmalarını ve sevgi beslemelerini istemiştir.”

Şarkıda kalan eksik duygu

Şarkıyı ilk dinlediğimde aklıma yatmayan yerleri vardı. Üç kişiden bahsediyor ama sadece ikisinin adını, Çiğdem ve Nergis’i anlatıyordu Ruhi Su. Bir de “Yıl 977, unutulmaz yılın adı” diyordu. Kafiye uymuyor, ‘Yıl 976‘ olsa dize ses uyumuna oturacaktı. Ama çocuk aklınla nereden bileceksin şarkıların da tarih yazımında bir defter tuttuğunu. Sonradan anladım ki ‘Nergis‘ de şiirsel bir ikame, gerçek kişi değil.

Bilmiyordum bunu da yıllar sonra öğrendim, editör ve yazar arkadaşım Levent Turhan Gümüş bu olayın tanığı ve vurulan üç kadının arkadaşı-yoldaşı olarak bir yazı kaleme almıştı. O günü, öncesini, sonrasını, okula gidiş gelişleri, arkadaşlığı, iş bölümünü, olay gününü, vurulmalarını ve sonrasını bir bir yazmıştı, birebir yerinden yaşanmış ve tanık olunmuş bir günden aktarmıştı yazarak. Buraya bırakıyorum Levent’in yazdıklarını.

Bir şarkının iki nedeni

Oturmayan bir şeyler var tabi, Şişli Meydanı’ndan bahsediyor şarkıda Ruhi Su ama olay dönüp Taksim’e uzanıyor. 1 Mayıs bayramına geliyor coşku, görülmemiş bir İstanbul çıkıyor karşımıza. Güpegündüz vurulan üç kadının acısını içimizde yaşamaya çalışırken, birden bire “500 bin emekçi vardı Taksim Meydanı’na girdi” diyor şarkıda. İki ayrı tarihsel olayı bir şarkıda birleştiriyor Ruhi Su; bireysel bir kayıp ile kitlesel bir katliam aynı hafızada birleşiyor Şişli’de Taksim’e geçişte.

Yıl uyuşuyor ama günler uyuşmuyor. Şişli’den Taksim’e gelmenin bir anlamı ve nedeni olmalı. Kendimle bunları konuşurken başka bir yazıyla karşılaştım. Can Serhat Halis sorularıma yanıt verdi. Uzun yola çıkmanın hararetiyle torpido gözünden çekip teybe taktığı kasetin anılarını ve anlattıklarını yazmıştı.

“Aynı akşam Ruhi Su, yüreğinde büyük bir acıyla olayları anlatan oğlu Ilgın’dan, arkadaşlarının nasıl katledildiğini dinler. Su, gece boyu odasına çekilip katledilen Çiğdem için, daha sonra bir marşa dönüşecek olan o tarihî şiir(i) yazar.

Ruhi Su, Şişli Meydanı’nda pusuya düşürülen bu üç kadın için yazdığı şiiri henüz bitirmeden, 1977 1 Mayıs’ında daha büyük bir katliam yaşanacaktır. Bu üç devrimcinin düştüğü pusudan üç gün sonra, 1 Mayıs 1977’de, 500 bin emekçinin Taksim Meydanı’nı zaptettiği o tarihi günde faşistler yine pusudadır.

Sular İdaresi binasının ve Taksim Intercontinental Oteli’nin üstünden kitlenin üzerine açılan ateş sonucunda 34 devrimci daha katledilir.

İşte bu yüzden ‘Şişli Meydanı’nda üç kız’ ile başlayan bu acı şiir, ‘500 bin emekçi vardık, Taksim Meydanı’na girdik’ diye devam eder.

1 Mayıs sabahı yağmura karşı

1 Mayıs sabahı kalkıp Cem Karaca ve Timur Selçuk sesinden 1 Mayıs Marşı’nı dinledim. Grup Yorum ve Inti Illimani  çaldı evde. Bütün gece iflah kesen bir yağmurun dövdüğü pençelerde gün ışımış, şarkılar anlam bulmaya başlamıştı madem bir de Avusturya İşçi Marşı giderdi bu toplama. Yok daha erken Enternasyonal için. Derken Victor Jara, Ruhi Su ve ‘Şişli Meydanı’nda üç kız‘. Devrimci Gençlik taraftarı genç kadınların, birinin adının hep eksik kaldığı bir şarkıyı yeniden anımsamak için iyi bir gerekçeydi 1 Mayıs.  Elbette yukarıda adını saydığımız kişi ve olayların bu toplaşmada bir yeri vardı. Büyük bir coşku ve haşmetle Taksim’de 1 Mayıs alanlarını dolduran Türkiye’nin toplumsal muhalefetine, devrimci dinamiklerine, işçi ve emekçilerine, sanatçı ve şairlerine, ev kadınlarına, öğrencilerine… çatılardan ateş edildi. Onlarca kişi öldürüldü, yüzlercesi yaralandı. Bugün bile anılarına Kazancı Yokuşu’nda bir çiçek koymak için olmadık izinler almak zorunda kalıyor sendika temsilcileri.

Bir şarkı aklımıza böyle takıldı, bir sabah meydanlar sesle yankılanırken, üstelik yağmur varken ve uzaktan bakıp içlenirken olan bitene…

Anılarına ve ustamız Su’ya saygıyla…

Sabahın bir sahibi var
Sorarlar bir gün sorarlar
Biter bu dertler, acılar
Sararlar bir gün, sararlar..