Aşk yetmez: İlişkiler neden biter?
A

Aşkın yetmediğini kabul etmek, çoğu zaman bir ilişkiden ayrılmaktan daha zordur. Çünkü insan birini kaybettiğinde üzülür; ama aşkın yetmediğini fark ettiğinde, yıllardır inandığı bir hikâyeyi kaybeder.

Bize anlatılan şuydu: Yeterince seversen kalırsın, yeterince seversen çözülür, yeterince seversen iyileşir. Sevgi yalnızca bir duygu değil, bir garanti gibi yerleşti zihnimize; bir tür sigorta, bir tür kurtarma vaadi.

Oysa hiçbir duygu bir sistemi tek başına ayakta tutamaz. En çok çöken yapılar, tek bir kolona fazla yük bindirilenlerdir. Aşk da çoğu ilişkide böyle çalışır: Başta her şeyi taşıyormuş gibi görünen bir kolon. Zaman geçtikçe çatlaklar konuşmaya başlar. Aynı tartışmanın farklı günlerde tekrar etmesi, aynı yerden incinmeye devam edilmesi, sorunun çözülmediğini değil, taşınamadığını gösterir. Yani mesele artık “Birbirimizi seviyor muyuz?” değildir; mesele bu ilişkinin aynı gerilimi tekrar tekrar kaldırıp kaldıramadığıdır.

Ve tam burada soru değişir. Bu değişim, bizi romantik anlatının dışına, daha çıplak bir gerçeğin içine taşır.

Uyum

İki insan aynı ilişkinin içinde, aynı anda bambaşka şeyler yaşayabilir. Akşam yemeğinde biri “Konuşmamız lazım” dediğinde diğerinin içinin daralması, biri yakınlaştıkça diğerinin uzaklaşması, yalnızca iletişim hatası değildir. Bu, iki farklı sinir sisteminin aynı sahnede farklı oyunlar oynamasıdır.

Biri konuşarak sakinleşir, diğeri sessizliğe çekilerek. Biri yakınlıkta nefes alır, diğeri yakınlıkta sıkışır. Bu tekrar ettiğinde insanlar çoğu zaman yanlış teşhis koyar: “Demek ki yeterince sevmiyor.” Oysa mesele sevginin miktarı değil, temasın nasıl yaşandığıdır. Yani müziği yükselterek dansı düzeltmeye çalışırlar. Sorun sesin yüksekliği değil, ritmin uyumsuzluğudur.

Yalnız ritim tutsa bile her şey çözülmez. Çünkü bazen insanlar aynı tempoda yürür, ama aynı yöne gitmez.

Aynı tempo, farklı istikamet

Uyum, ilişkinin nasıl yaşandığını belirler; değerler ise nereye gittiğini. İki insan saatlerce konuşabilir, birlikte gülebilir, birbirini gerçekten anlayabilir. Ama biri çocuk isterken diğerinin sürekli konuyu ertelemesi, biri için sadakatin tartışmasız olması diğerinin bunu gri bir alan gibi görmesi küçük farklar değildir. Bunlar ilişkinin yönünü belirler.

Gündelik hayatta bu çok somut yaşanır. Biri hafta sonlarını birlikte planlamak isterken diğerinin “Bakalım” demesi, biri geleceği konuşurken diğerinin konuyu şakaya vurması… Bu anlar küçük görünür, ama tekrar ettikçe yönü çizer. İnsanlar söyledikleriyle değil, tekrar eden tercihleriyle aynı hayatı kurar.

“Zıtlıklar çeker” denir. Doğrudur, çeker. Yalnız çekim yön vermez. Başlangıçta büyüleyen farklılık, gündelik hayatın tekrarında en çok sürtünen yere dönüşür. Sevgi bunu bir süre yumuşatır; ama yön farklıysa ilişki ilerlemez, yalnızca uzar.

Ama aynı yöne bakmak bile yetmez. Çünkü o yolda kalabilmek başka bir kapasite gerektirir.

Sevmek değil, taşıyabilmek

Birini sevmekle bir ilişkide kalabilmek aynı şey değildir. Sevmek kendiliğinden olabilir; kalmak ise bir kapasite gerektirir. Bu kapasite, gerilimi taşıyabilme, çatışmadan kaçmadan içinde kalabilme ve karşıdakini tamamen düşmanlaştırmadan duyabilme becerisidir.

Örneğin bir tartışmada biri sesini yükseltirken diğerinin tamamen kapanması ve bu döngünün her seferinde aynı şekilde tekrarlanması, yüzeyde bir iletişim sorunu gibi görünür. Ama çoğu zaman bu, iki kişinin aynı yoğunluğu kaldıramamasıdır. Biri çözmeye çalıştıkça diğerinin kaçması, zamanla birini ‘fazla’, diğerini ‘yetersiz’ yapar. İlişki burada çözülmez; yorulur.

John Gottman’ın çalışmalarında da görüldüğü gibi, ilişkileri bitiren şey çoğu zaman büyük krizler değil, tekrar eden küçük örüntülerdir. Eleştiri, savunma, küçümseme ve duvar örme… Yani mesele tek bir kavga değildir; o kavganın her seferinde aynı yere çıkmasıdır. Çünkü tekrar eden şey sorun değil, kapasitenin sınırıdır.

Ve tam burada insanlar çoğu zaman iki şeyi karıştırır: onarmak ve ısrar etmek.

Onarmak mı, ısrar etmek mi?

Bir ilişki çatladığında onarma isteği doğaldır. Çünkü bağ, kopmadan önce kendini korumaya çalışır. Ama her onarma iyileşme değildir. Aynı özrün defalarca edilmesi ama aynı davranışın değişmemesi, konuşmaların saatler sürmesi ama ertesi hafta her şeyin aynı yerden başlaması bir çaba gibi görünür.

Gündelik hayatta bu çok tanıdıktır: “Bir daha olmayacak” denir, gerçekten inanılır, bir süre dikkat edilir… sonra aynı sahne geri gelir. Yani konuşulur ama dönüşmez. Bu noktada ilişki ilerlemez; yalnız ertelenir.

Çünkü iyileşme tekrar etmez. Tekrar eden şey, değişmemiş olandır. İnsan burada çoğu zaman ilişkiye değil, o ilişkiye yaptığı yatırıma bağlanır. Harcanan zaman, verilen emek, ‘Bunca şey yaşandı’ duygusu bırakmayı zorlaştırır. Yani insan bazen sevdiği için değil, vazgeçemediği için kalır.

Ve bu noktadan sonra ilişki bir bağ olmaktan çıkar, taşınan bir yüke dönüşür.

Ama bazen mesele yalnız kalmak değildir. Bazen mesele, karşıdakini değiştirmeye çalışmaktır.

Sevmek mi, yönetmek mi?

Bazı ilişkilerde aşk, bir bağ olmaktan çıkar ve bir müdahale biçimine dönüşür. “Aslında böyle biri değil”, “Zamanla düzelecek” gibi cümleler umut olarak görünür ama çoğu zaman gerçeği ertelemenin daha yumuşak bir yoludur.

İnsan burada kişiyi değil, onun olmasını istediği hâlini sever. Var olanla değil, ihtimalle ilişki kurar. Bu yüzden ilişki hiçbir zaman bugünde başlamaz. Hep biraz sonra düzelecek bir şeye dönüşür. Yani ilişki yaşanmaz; ertelenir.

Sigmund Freud’un tarif ettiği tekrar zorlantısı burada sessizce çalışır. İnsan geçmişte çözemediği duyguyu bugünde çözmeye çalışır. Sevilmediği yerde kalır, görülmediği yerde görünmeye çalışır. Yalnız bazı hikâyeler değişmez; sadece tekrar eder.

Ve o tekrar, bir noktadan sonra sevgiyle açıklanamaz.

Her sevgi sürmez

Bir ilişkinin bitmesi çoğu zaman başarısızlık gibi yaşanır. Çünkü bize anlatılan hikâyede gerçek olan kalır. Oysa hayatta kalan şey her zaman en gerçek olan değil, sürdürülebilen olandır.

Bazı ilişkilerde kalmak, yavaş yavaş silinmektir. İnsan tartışmamak için susmaya başlar, daha az şey istemeyi olgunluk sanır, kendi ihtiyaçlarını küçültür. Bu uyum değildir; bu, görünmeden yaşamaktır.

Bu çok somut bir şeydir aslında. Önceden saatlerce konuşan biri, artık “Boşver” demeye başlar. Önceden rahatsız olduğu bir davranışı dile getirirken şimdi sessiz kalır. Önceden kendini anlatan biri, artık anlatmamayı seçer. İnsan bir anda yok olmaz. Önce sesinden vazgeçer, sonra sınırlarından, en sonunda kendisinden.

Ve en tehlikelisi şudur: Bunu fark etmeden yapar.

Aşkın sınırı

Aşk güçlüdür. Yani bir şeyi başlatabilir. Ama her şeyi sürdüremez. Çünkü birlikte kalmak yalnızca sevmek değildir; aynı gerilimi kaldırabilmek, aynı yöne gidebilmek ve o yolu sürdürebilmektir.

Bazen insan tam da en çok sevdiği yerde bunu fark eder. Sevgi gerçektir, yani duygu vardır. Yalnız o sevgiyle yaşanacak bir hayat yoktur.

Ve bazı ilişkiler tam da bu yüzden biter: Eksik olduğu için değil, taşınamadığı için.