Kent tarımı, dikey tarım, topraksız tarım gibi üretim ortamları giderek yaygınlaşsa da tahıllar ve baklagiller başta olmak üzere stratejik kabul ettiğimiz ürünler, açık hava fabrikası olarak nitelendirdiğimiz toprak üzerinde yetişmek zorunda.
Ancak mevcut arazi yapısı, sahip olduğumuz potansiyeli yeterince etkin değerlendirilebilmemizi engelleyebiliyor.
Türkiye’de ortalama bir tarım işletmesi yaklaşık 10 farklı parselden oluşan 59 dekar ortalama büyüklüğe sahip. Küçük, parçalı ve dağınık arazi yapısı, ölçek ekonomisini sınırlıyor, mekanizasyon etkinliğini düşürüyor, maliyetleri artırıyor ve sürdürülebilirliği zorlayan bir üretime neden oluyor. Yol ve sulama altyapısına doğrudan erişimi bulunmayan parseller, lojistik maliyetleri artırıyor ve üretim planlamasını güçleştiriyor.
Bunun sonucunda Türk tarımı, küresel rekabette zayıf kalabiliyor. Kırdan kente göç, tarımsal nüfusun yaşlanması ve mülkiyet sorunları nedeniyle yaklaşık 2,5–3 milyon hektar arazi atıl durumda. Tarım işletmecilerinin ortalama yaşı altmışa dayandı.
Toprak Koruma Kanunu yürürlükte olmasına rağmen tarım arazilerinin amaç dışı kullanımı devam ediyor. Sonuçta, gıda güvencemiz açısından geri dönülemeyecek kayıplara yol açıyor.
Tarım arazilerimiz, nicelik olarak iyi bir potansiyele sahip olmakla birlikte verimlilik, ölçek, altyapı ve sosyal yapı açısından güçlü bir kurumsal yapıyı gerektiriyor.