İçinde yaşadığımız teknolojik dönüşüm bir fırtınaya değil, iklim değişikliğine işaret ediyor. Yani fırtınadan sonra hayatın yeniden başlayacağını değil, yeni bir hayatın inşa edilmesi gerektiğini görmemiz lazım. Palantir’in yükselen sesi iklimin nasıl değiştiğinin en güçlü işareti.
Teknolojik kapasite artık yalnızca ticari değil, doğrudan siyasi ve askeri bir yetenek. Devletin bir aygıt ve örgüt olarak güvenlikten sağlığa, eğitimden hukuka, endüstriden piyasalara kadar birçok alanda teknosistemlere bağımlı hale gelmesi, teknolojiyi yalnızca devletlerarasında değil, devlet içinde de güç rekabetinin merkezine yerleştirmiş durumda.
Mumford’un on yıllar önce tanımladığı ayrışma şimdilerde yeniden öne çıkıyor: “demokratik teknik” mi “otoriter teknik” mi bu savaşı kazanacak? Yani teknoloji devrimi dediğimiz şey merkezler arasında dağıtılmış, insanı odağa yerleştiren katılımcı bir güç yaklaşımını mı yoksa büyük, merkezi ve kontrol odaklı sistemleri mi öne çıkaracak?
Yeni egemenlik düzeni hangi prensip üzerinde inşa edilecek? İnsan bu düzenin içerisinden nerede yer alacak? Metamakine’nin makinisti kim olacak?