İktidar sahipleri, “her sahada her geçen gün çok daha iyiye-ileriye giden ülkemiz” motto’suyla rezil durumları rasyonalize etmeyi sürdürmüş; “eski Türkiye”ye rahmet okutan uygulamalar, saygısızlıktan cinayetlere uzanan geniş bir alanda neredeyse “normal” kabul edilmeye başlanmıştı.
Son bir haftadır yaşadıklarımız ise, özellikle Şanlıurfa-Kahramanmaraş-Tunceli illerindeki okul saldırıları ve yakın tarihli cinayetlerin arkasındaki karanlık perdenin yavaş yavaş kalkmaya başlaması, içinde bulunduğumuz hastalıklı durumu teyit etmiştir.
Özür dilememe-dileyememe ve “karşı tarafa fırsat vermeyelim” anlayışının kanserojen olduğu da ortada. Ayyuka çıkmış bir yolsuzluk-adaletsizlik olsa dahi, bunun sorumlusunu “ya o adamı oradan alıp şöyle bi geri göreve, sembolik bir makama getirelim; kendisini biraz dinlendirelim” tavrı, artık normal sayılıyor. Zaten bizde “idare etmek” denilen durumun karşılığı tamamen bu.
Tunceli’deki Gülistan Doku cinayetiyle ilgili ise birinci dereceden sorumlu görülenler altı yıl sonra tutuklandı ama; aradan geçen zamanda görev yapan ve bu cinayetle “ilgilenmiş gibi yapan” devlet-hükümet görevlilerine henüz soruşturma dahi açılmadı. Bu cinayete daha en baştan “takmış” ve bizzat ilgilenmiş bir başsavcı olmasa, zaten bu noktaya bile gelemezdik. Okullardaki cinayetlerden Tunceli’ye, çivisi çıkan bir ülke.