Yunan trajedisinde bizim için de çok önemli bir ders var

 


mert yildizMERT YILDIZ

mertyldz@gmail.com / @my2048

Bu hafta Yunanistan Avro Bölgesi ülkeleriyle bir anlaşmaya varamazsa avrodan ve hatta belki de Avrupa Birliği’nden çıkan ilk ülke olabilir. Bu Yunan trajedisinde bizim için de çok önemli bir ders var; bir asır öncesine ait sol-sağ ideolojisine odaklı değil, özgürlük, eşitlik ve kalkınma gibi kavram odaklı ekonomi politikaları üretmeliyiz. Yoksa bizim de sonumuz komşumuz gibi olabilir.

Bu düzen size başka bir ülkeyi hatırlatıyor mu?

Aslında her şey 2008 yılında ABD’de finansal krizin patlak vermesiyle başladı. O zamana kadar Yunanistan, Avro Bölgesi’nin yaramaz ama sevilen çocuğuydu. Her yıl yüzde 4 civarında bir bütçe açığı veriyordu ama Alman ve Fransız bankaları bu borcu finanse etmek için hazırda bekliyordu. Malum Avro Bölgesi’nde Yunanistan gibi yüksek getiri veren başka ülke yoktu.

Kriz ortaya çıkınca bir anda bankalar Yunanistan ekonomisinin sürdürülemez bir modelle işlediğini fark etti. Ekonominin temelinde aşırı değerlenmiş bir emlak piyasası, borçlanma ve tüketim yatıyordu.

Ülkede üretim namına birşey yoktu. Turizm ve gemicilik dışında katma değer yaratan sektörleri yoktu ama faizlerin yapay olarak düşük olması ülkenin dışardan borçlanarak büyümesini sağlıyordu.

Bilmiyorum bu düzen size başka bir ülkeyi hatırlatıyor mu?

Yunanistan’ın iflası Avro Bölgesi’nin iflası demekti

Krizle birlikte bir anda bankalar Yunanistan’a borç vermek istemediğini hatırladı. Borçlanmadan Yunanistan hükümeti kamu çalışanları ve emekli maaşlarını bile ödeyemez, iflas ederdi. Yunanistan’ın iflası Avro Bölgesi’nin iflası demekti.

İşte bu yüzden 2010’da IMF’nin de isteksizce dışardan desteğiyle 110 milyar avroluk bir ‘yardım’ paketi hazırlandı. IMF ve Avro Bölgesi Yunanistan’a ihtiyacı olan parayı verecekti. Karşılığında da Yunanistan ekonomisini yeniden yapılandıracaktı. Kamu çalışanlarının yüzde 30’u işten çıkarılacaktı. Emekli maaşları düşürülecek, emeklilik yaşı arttırılacaktı. Limanlar, havaalanları özelleştirilecek, adalar satılmaya başlanacaktı.

Yardım paketi Fransa ve Almanya’nın bankalarını kurtardı

Özelleştirmeler dışında Yunanistan sözünde durdu ama çok geçmeden Avro Bölgesi’nin bu ‘yardım’ paketini hazırlamasındaki asıl amaç ortaya çıktı. Dertleri batık Yunanistan’a kredi veren kendi bankalarını kurtarmaktı. O dev ‘yardım’ paketi Fransa ve Almanya’nın bankalarını kurtarırken paketle uygulanan yanlış maliye ve para politakaları Yunanistan ekonomisinin çökmesine sebep oldu.

2012 yılında bu dev ‘yardım’ paketine rağmen Yunan devletinin borcunun sürdürülemez olduğu anlaşıldı. Yunanistan’ın borcu yeniden yapılandırıldı. Özel yatırımcılar zarar yazıp çıktılar, bütün borç Avrupa hükümetlerine ve IMF’ye devredildi.

Çipras’a ilk bakışta aşık olduk

2014 yılına gelindiğinde ekonomi hala daralmaya devam ediyordu. Uygulanan ekonomi politikaları sadece çöküşü hızlandırıyordu. Meclisin cumhurbaşkanını seçememesi üzerine erken seçim kararı alındı. Çipras isimli genç solcu bir başbakan ve onun radikal sol partisi SYRIZA iş başına geldi.

Biz Çipras’a ilk bakışta aşık olduk. Zaten lider ve otoriteye tapmaya hazır bir yapımız var. Çipras’ın kravatsız dolaşması, ‘Yunanistan’ı size yedirmeyiz’ tavrı, herkese gülücük saçması, gençliği, mütevazılığı ve ülkemizde de çok prim yapan ‘ezilenlerin savunucusu’ havası bizi etkilemeye yetti.

Yunanistan’ın eğitimli kesimi Çipras’a oy bile vermedi

Ama bu dış görünüşün altında attığı her adımda tecrübesizliğini ortaya koyan, söylediklerinin arkasında duramayan, her rüzgarla yön değiştiren ve en önemlisi bir ideoloji uğruna ülkesini çok karanlık bir geleceğe götüren bir siyasetçi kendisi. Bizdeki eğitimli kesim Çipras’ı yere göğe sığdıramazken Yunanistan’ın eğitimli kesimi kendisine oy bile vermedi.

Peki kim haklı?

Bu kriz Avrupa’nın demokratik kurumlarındaki pek çok sorunu gözler önüne serdi. Almanya bir türlü yapılan mali politika hatalarını kabullenmedi, kabullenmemeye de devam ediyor. İlk yardım paketinde Almanlar haksızdı. Bu paket Yunanistan’ı değil, kendi bankalarını kurtarmak için hazırlanmıştı. Halkı yanlış yönlendirdiler.

Bu dönemdeki pazarlıklarda her iki tarafın da haklı ve haksız olduğu konular var. Almanların hala kamunun harcamalarını kesmeyi dayatması anlaşılabilir değil.

Fakat Yunanların da zarar eden kamu şirketlerini özelleştirmemesi, bizi bile aratan iş ahlakları, her türlü değişime karşı durmaları, bazı gerekli reformaları uygulayamamış olmaları Almanların güvenini sarsıyor ve Yunanistan’a daha fazla para aktarma isteğini düşürüyor.

Şimdi ne olacak?

Yunanistan’ın 30 Haziran’da IMF’ye 1.6 milyar dolarlık bir ödemesi var. Ödeyecek parası yok. O güne kadar Avro Bölgesi hükümetleriyle anlaşmak zorunda. Eninde sonunda anlaşacak da. Bunun kaçışı yok. Çünkü günün sonunda Yunanistan’ın Avro Bölgesi’nin dışına itilmesinin her iki taraf için tezahür edilemez derecede olumsuz sonuçlar doğurur. Avronun birliği sorgulanmaya başlar. Yunanistan ise iflas eder, bankalar batar, ülke on yıllar boyunca içinden çıkamayacağı ekonomik, siyasi ve toplumsal bir krize girer.

Bizim için dersler nedir?

Yunanistan’ı bu noktaya getiren neydi? Avrupa Birliği’ne ve daha sonra avroya girdiğinden beri uygulanan yanlış ekonomi politikaları. Aslında Yunanistan da bizim gibiydi. Sağ veya sol odaklı partiler seçimleri kazansa da uygulanan politikalar hep popülist, hep sol odaklıydı. Her parti seçilmek için asgari maaşı artırmak, istihdam için kamuya daha fazla memur almak, daha erken emekli olmak, emekliye daha fazla ikramiye vermek, özelleştirmelere karşı durmak gibi sol odaklı politikalara yöneldi. Hep eşitlik ve adalet etiketiyle sürdürülemez ekonomi politikaları uygulandı.

Çözüm ne sağda ne solda

Böyle deyince ‘Mert sen emperyalist bir kapitalistsin’ deniyor. İkisi de değilim. Tam tersine ABD’nin içinde bulunduğu kriz neoliberal ekonomi politikaların da başarısız olduğunu gösterdi.

Demek ki çözüm ne sağda ne solda. Çözüm bu asırlık dogmalardan bağımsız olarak küresel rekabet gücümüzü artıracak ama bizim kültürümüze uygun ekonomi politikalar bulmakta. Yazının başında sıraladığım üç olgudan ‘özgürlük’ ve ‘eşitlik’ solun, ‘kalkıma’ ise sağın hegemonyasında. Fakat bu üçü olmadan toplumsal refah olmuyor.

Türkiye ve Rusya örnekleri özgürlük olmadan kalkınma olmayacağını, ABD örneği ise eşitlik olmadan sürdürülebilir büyüme olmayacağını gösteriyor. Yunanistan örneği ise özgürlük ve eşitliğe fazla önem verip kalkınmayı geri bıraktığınızda yine krize gireceğinizi gösteriyor.

Ülkemizde yıldan yıla düşen büyüme oranları ve artan işsizlik AKP’nin özgürlüğü önemsemeyen ‘liberal’ ekonomi politikalarının yararlılık süresini doldurduğunun bir kanıtı.

CHP ve HDP yakın zamanda ülke yönetimini devralmak istiyorsa, son kullanma tarihi geçmiş ideolojileri geride bırakıp ‘biz’lere’ uygun bir ekonomik modelle seçmenin karşısına çıkmalı. Yoksa önümüzdeki üç beş yıl içinde bizim de sonumuz Yunanistan gibi olabilir.