Gazeteci Burcu Özkaya Günaydın’ın yönetmenliğindeki “Araf” tam bunu anlatıyor. Hem yasın binbir halini hem de daha çok yasın kadın halini. “Araf”, İstanbul’da ilk kez İstanbul Barosu’nun Afet Hukuku ve Koordinasyonu Merkezi’nin organize ettiği bir etkinlikte Çarşamba günü izleyiciyle buluştu.
Belgesel, öyle sıradan bir “depremden sonra kadınlar dayanışmayla bir araya geldi, hayat güzelleşti” hikâyesi anlatmıyor. Aksine, depremden sonra hayatın devam ettiğini, kadınların bunu hem birbirlerine hem de kendilerine nasıl kanıtladıklarını anlatıyor. Üstelik bunu kuaförler üzerinden yapıyor.
Üç parçadan oluşan belgeselde, deprem sonrası Hatay’da kuaföre giden kadınlar neden gittiklerini, orada nasıl hissettiklerini, nasıl iyileştiklerini anlatıyor. Biz iyileştik demiyorlar, izlerken sizde bıraktığı duygu bu oluyor.
Depremde de erkeklik dayatmaları, eril yargılamalar karşımıza çıkıyor elbette. Ne zaman çıkmıyor ki? Bir kadın, kuaföre gittiği için başka bir şehirde akrabalarını ziyarete gittiğinde kendisine “Hiç deprem bölgesinden gelen birine benzemiyorsun” dendiğini söylüyor mesela. Bir başkası ise “Depremzede böyle giyinir mi?” diyerek kadınlık üzerinden kurulan yargıları anlatıyor.
Belgesel, uzun zamandır gördüğümüz en sahici anlatılardan biri olarak, kadınların, depremin ve deprem bölgesinde hayata tutunma hâllerinin en gerçek yanlarını gösteriyor.