İktidar Gezi olaylarını “hükümeti devirmeye teşebbüs” suçu olarak tanımladı. Bu tanımlama iktidarın kitle hareketlerine karşı bir “davranış modeli”ni yansıtıyor. Yargı ise kararlarıyla iktidarın bu tanımını teyid etti.
Siyaset işine geldiği gibi konuşur, karar verir, uygular. Fakat hukukun, siyasetten ayrı özelliği vardır: “Somut deliller”e bakar ve “tahlil” yapar. Kararını öyle verir. Darbeye teşebbüs suçunda, “somut delil”, anayasal düzeni tehdit boyutlarında “cebir ve şiddet”in olmasıdır.
Hukuk böyle konuşmaz, “tahlil” eder: O şiddet olaylarını, vandallıkları bu sanıklar mı “azmettirdiler” ya da “yardım” mı ettiler?
Politikanın mantığıyla hukukun mantığı nasıl farklı, hatta zıt görüyorsunuz. İşte bu sebeptendir ki hukuk devletinin birinci maddesi iktidarın hukukla sınırlandırılmasıdır.
Gezi davalarında hukuk, AİHM ve AYM kararlarıyla “tahlil”ini yaptı, sonucunu açıkladı: Gezi’deki şiddet olaylarıyla Kavala’nın, Atalay’ın, Kahraman’ın ilgisi yoktur.
AYM Tayfun Kahraman hakkında iki defa “şiddetle ilişkisi yok” diye karar verdi; fakat iktidarın “davranış modeli” AYM’nin bu kararlarını uygulamıyor!