İzzet Ulvi Yönter’in paylaşımı ve sonrasında istifasından sonra “MHP’de neler oluyor” çok kimsenin dikkatini çekti.
Türkiye’de siyaset çoğu zaman fikirlerin yarıştığı bir zemin olmaktan çıkıp, güç dengelerinin ve çıkar hesaplarının gölgesinde şekillenen bir alana dönüşüyor. Bu durum, yalnızca bir partiye özgü değil; ancak son dönemde Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) etrafında yapılan tartışmalar, meselenin ne kadar derin olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Tartışmalar hızla “kim kimin yanında, kim ne kazanıyor, kimler treni kaçırdı” düzlemine indirgeniyor. Bu indirgeme, siyaseti sığlaştırdığı gibi, toplumun da meselelere bakışını daraltıyor.
Sn. Dr. Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP örneği, bu sorunun tipik bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Parti içinde ya da çevresinde ortaya çıkan her görüş ayrılığı, neredeyse refleks halinde “çıkar çatışması” ya da “kişisel hesaplaşma” olarak yorumlanıyor. Oysa ideolojik gelenekleri güçlü olan bir hareketin, düşünsel tartışmaları daha derinlikli yürütmesi beklenir. MHP’de artık fikir tartışmaları tamamen rafa kaldırıldı. Genel Başkanın her dediği ayakta alkışlama geleneği başladı.