Burak Tayiz: Yapay zekâ bir ilerleme di­liyle anlatılıyor ama doğayı lojistik bir girdi gibi görüyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Yapay zekâ, su istiyor, elektrik is­tiyor, arazi istiyor, soğutma istiyor, iletim hattı istiyor. Ve bütün bu altyapı büyürken kamuoyuna anlatılan hikâye hâlâ neredeyse bütünüyle soyut bir ilerleme hikâyesi. Tek­noloji şirketleri geleceği satıyor; ama o gele­ceğin belediye suyu, yerel şebeke ve bölge­sel kaynak baskısı gibi son derece dünyevi maliyetleri çoğu zaman dipte kalıyor

İşin elektrik tarafı daha da çarpıcı. Ulus­lararası Enerji Ajansı’na göre veri merkez­leri 2024’te dünya elektriğinin yaklaşık yüzde 1,5’ine denk gelen 415 TWh tüketti. Aynı kurumun baz senaryosunda bu tüke­timin 2030’da yaklaşık 945 TWh’ye çıkma­sı, yani kabaca ikiye katlanması bekleniyor. Başka bir deyişle, yapay zekâ yalnızca dijital kapasite istemiyor; devasa bir enerji rejimi talep ediyor.

Savunma hazır: verimlilik artıyor, yenilik geliyor, telafi mekanizmaları ku­ruluyor. Fakat asıl soruyu bu savunma ge­çersiz kılamıyor: Toplam sistem büyüme­ye devam ederken, iyileşme dilinin mutlak çevresel yükü gerçekten düşürüp düşürme­diğini kim net biçimde gösterecek? Yapay zekâ insanlığa hizmet eden bir ilerleme di­liyle anlatılıyor, ama doğayı çoğu zaman sa­dece lojistik bir girdi gibi görüyor. Bu yüzden yapay zekâ meselesini artık yalnızca teknoloji başlığı altında oku­mak yetersiz.

Burak Tayiz’in yazısı