Türkiye aynı kısır döngüyü siyasi ve sosyo-kültürel gündemde de yaşıyor. Hangi konuda olursa olsun yapılan tartışmaların çoğu, sunulan argümanlar itibarıyla kendini tekrardan öteye geçemiyor ve taraflar bir müddet, zaten bilinen argümanlarını sunduktan sonra, konu bir kez daha gündeme gelip, yine aynı örgüyle tartışılana kadar unutuluyor.
Siyasi faydaya o denli kilitlenmiş durumdayız ki, en ciddi sorunlar bile siyasi faydası yönüyle gündem olabiliyor, siyasi mücadele alanı olarak görülüyor. Kendisini tekrar eden bir vasatlık var ve bu alanının dışına çıkanlar kolektif irade tarafından cezalandırılıyor.
Örneğin dış politikada, her bir yanında savaşalar olan Türkiye’nin etken barışçı ve özgüvenli dış politika sürdürmesi ki bunu görece olarak başarıyor, kaçınılmaz. Ancak iktidarı dış politikayı iç politik bir araç olarak kullanmakla suçlayanlar da, her olan biteni, iç siyasette işlerine gelip gelmesi üzerinden değerlendiriyor. Dış politika hakkında Türkiye’de dünyayı, yeni dinamiklere göre, irdeleyebilen bir kamuoyu yok. Bunun yerine her önemli dış politik gelişmede, aynı polemikler ve ideolojik ön kabuller tekrar ediliyor. Vahim bir vasatlık tuzağı.