Dışişleri Bakanlığı’nın sayfasında yer alan resmi bilgiye göre Türkiye, enerji ihtiyacının yüzde 74’ünü ithalatla karşılıyor. Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar da Reuters’a, petrol fiyatındaki her 1 dolarlık artışın Türkiye’nin enerji faturasına yaklaşık 400 milyon dolar ek yük getirdiğini söyledi.
Aynı Reuters haber akışına göre S&P, savaş kaynaklı enerji baskısı nedeniyle Türkiye’nin 2026 enflasyon tahminini yukarı çekti; ayrıca net enerji ithalatının milli gelirin yüzde 3,5 ila 4,5’i düzeyinde bir kırılganlık yarattığına işaret etti. Kısacası Türkiye, bu krizde doğrudan faturayı ödeyen ülkelerden biri.
Burada asıl mesele şu: yıllardır sürdürülebilir kalkınma fazla steril konuşuldu. Sanki yalnızca iklim zirvelerinin, karbon hedeflerinin, konusuymuş gibi. Oysa gerçek dünya çok daha sert. Sürdürülebilir kalkınma dediğiniz şey; limanların açık kalmasıdır, enerji akışının kesilmemesidir, çiftçinin gübreye erişmesidir, devletin dış şok karşısında bütçesinin dağılmamasıdır, marketteki vatandaşın ertesi hafta neye ne kadar ödeyeceğini az çok tahmin edebilmesidir.