Son haftalarda yaşananlar, Merkez Bankasının döviz rezervlerinde son birkaç senede görülen artışın da aslında önemli ölçüde kısa vadeli spekülatif sermaye girişlerine dayandığını açık bir biçimde ortaya koydu. Bu girişlerle yükselen rezervler, hızlı çıkışlar ile kısa sürede erimeye başladı. Şimdilik sert bir kur şoku riskinden söz edilemeyecek olsa da döviz rezervlerindeki düşüşün, cari açıktaki kaçınılmaz artışla birleştiğinde ekonomideki kırılganlığı ve tedirginliği artırdığı açık.
Makroekonomik tablo savaş öncesinde de zaten pek parlak değildi. Dış açık sorununu kalıcı bir biçimde çözemeyen, üstelik yurt dışına kaynak ve servet transferinin oldukça yüksek seyrettiği bir ekonomide, yüksek faizler yoluyla kısa vadeli spekülatif sermaye girişlerine yaslanan bir dezenflasyon programında ısrar ediliyordu. Bu nedenle bugün ortaya çıkan tablo karşısında ekonomi yönetiminin kısa vadede elinde çok güçlü araçlar bulunduğunu söylemek zor.
Buna rağmen, mevcut baskılar karşısında maliye politikasının daha fazla devreye sokulması neredeyse kaçınılmaz görünüyor. Akaryakıt üzerindeki vergilerin düşürülmesinden sonra çeşitli sektörlere dönük desteklerin artırılmasına, hatta bazı alanlarda vergi indirimlerine kadar bir dizi adım gündeme gelebilir. Bunun anlamı da bütçe açığının yeniden genişlemeye başlaması ve belki de 2026 sonlarına doğru devreye alınması düşünülen seçim ekonomisi hesaplarının yeniden gözden geçirilmesi olacaktır.