Ali Eren Demir: 'Yapay zeka ruh sağlığını demokratikleştirir' söylemi, eşitsizliğin biçim değiştirdiği gerçeğini gizliyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

“Yapay zeka ruh sağlığını demokratikleştirir” söylemi, terapiye erişimin neden yalnızca ekonomik bir engelle sınırlı olmadığını görmezden geliyor. Türkiye’de ortalama bir terapi seansının fiyatı 2.000 TL civarında. Aylık masraf sekiz bine ulaşıyor. Asgari ücret ise 28.075,50 TL. Yapay zeka tabanlı uygulamaların fiyatı bundan çok daha düşük, kimi zaman ücretsiz. Bu farkı sadece ekonomik bir rahatlama olarak okumak mümkün, hatta ilk bakışta cazip görünüyor. Oysa burada tam olarak o ilk bakışın yanılgısına düşmemek gerekiyor.

Bourdieu’nün kültürel sermaye kavramı, terapiye erişimin neden salt para meselesi olmadığını açıklıyordu. Yapay zekaya erişim için de benzer bir şema geçerli, üstelik çok daha katmanlı. Akıllı telefon sahibi olmak, veri paketine erişmek, İngilizce ağırlıklı arayüzleri okuyabilmek, psikolojik sıkıntıyı veriye dönüştürülebilir bir sorun olarak çerçeveleyebilmek; bunların tamamı belirli bir habitusun ürünü. Anadolu’nun küçük kentlerinde, düzensiz istihdam koşullarında yaşayan biri için “şimdi bir yapay zeka terapistiyle konuş” cümlesi, “şimdi özel bir klinike git” cümlesinden işlevsel olarak o kadar da farklı değil.

Türkiye bağlamında bu tabloya ayrı bir boyut ekleniyor. Ruh sağlığı hizmetlerine damgalayıcı söylemlerin eşlik etmesi hâlâ yaygın. Kırsal ve muhafazakâr çevrelerde psikolojik sıkıntılar farklı çerçevelerle anlamlandırılıyor; bu çerçevelere “bilim dışı” etiketi yapıştırmak bir iktidar pratiği. Yapay zeka uygulamalarının Türk kullanıcılara sunulması da bu dinamikten bağımsız değil. “Asistan” olarak tasarlanan araçlar, terapi değil bilgi kanalı olarak sunuluyor; bu sunum aynı zamanda terapötik söylemin toplumsal meşruiyetini sınayacak bir test alanı işlevi görüyor. Ve büyük olasılıkla bu süreç; terapi kavramına zaten aşina, kentli, eğitimli, orta-üst sınıf kullanıcılar tarafından şekillendirilecek.

Ali Eren Demir’in yazısı