Tutuklu gazeteci İsmail Arı, tutuklu diğer gazeteciler Alican Uludağ ve Merdan Yanardağ gibi ‘susturulmak istendiğini’ belirtip ekledi: “Cezaevinde de yazmaya, haber yapmaya devam edeceğim.“

Arı, Ramazan Bayramı’nda (21 Mart’ta) ailesini ziyaret etmek için gittiği Tokat’ın Turhal ilçesinde gözaltına alınmış, 23 Mart’ta ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçlamasıyla tutuklanmıştı.
Dört gündür tutuklu gazeteci, yaşadıklarını gazetesi BirGün’e yazdı.
Arı’nın ‘Bana neler yaşattılar?’ başlıklı yazısının bir kısmı şöyle:
“Bayram ziyareti için akrabalarımızı ziyaret etmek amacıyla Tokat’ın Turhal ilçesine gittik. Bayramın ikinci günü sanırım saat 17:00’de Ankara’daki ikametime dört polisin gittiğini öğrendim. Hem arkadaşım hem de avukatım olan Taylan Arı’dan Ankara Emniyetine gitmesini, dosya ile ilgili bilgi alıp ‘Yarın sabah emniyette hazır olacağımı’ söylemesini istedim. Hemen Ankara Emniyeti’nde olma şansım yoktu. Çünkü eşyalarımızı toplayıp 450 kilometre yolculuk yapmamız gerekiyordu.
‘Ben gazeteciyim’
O gece saat 22:00’de, bayram ziyareti nedeniyle bulunduğumuz akraba evine dört sivil polis memuru geldi. Beni apar topar Turhal İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürdüler. İşlemlerim yapıldı, gece 00:30 gibi üç polis ile araçla Ankara’ya getirildim.
Sabah 05:00 gibi önce sağlık kontrolüne oradan da il emniyet müdürlüğüne götürüldüm. Üst aramam yapıldı ve pantolonumu indirip eğilip kalkmam istendi. Ancak ben bunu kabul etmedim. ‘BEN GAZETECİYİM’ dedim.
‘Nezarethanede tek başınaydım’
Saatlerce nezarethanede bekletildim. Nezarethaneyi benim için açıp ışıklarını yaktılar. Sadece tutulduğum nezarethanede değil, bayram günü tüm nezarethane koridorunda da tek başınaydım. Sanırım benden başka bayramda gözaltına aldıkları kimse olmamıştı.
‘Kurt kuzuyu yemeye çoktan karar vermişti’
Bilmediğim bir saatte Emniyet’in bodrum katından ifade işlemi için çıkarıldım. Sadece ocak ayında yayımlanan ‘Erdoğan ailesinin vakıfları’ videosu için sorular yöneltildi. Bu video içeriğinin halkı yanıltıcı bilgi olduğu iddia edildi. Ben ise bunun yanıltıcı değil, hakikat yani gerçek olduğunu anlattım.
İfade işlemi bitti. İfade tutanağını avukatım ile imzaladım. Ancak tam ifade odasından çıkmaya hazırlanırken savcı beyin iki yeni tweet gönderdiği söylendi. Sonra bir tane daha tweet yolladı. Hukuksuz bir şekilde ifade işlemi yeniden başladı. Eee ne de olsa kurt kuzuyu yemeye çoktan karar vermişti.
Ardından yine saatlerce nezarethanede bekledim. Yiyecek olarak kaşar ekmek ve ayran verdiler. Akşam savcının da ifade almasını beklerken götürüldüğüm Ankara Adliyesi’nde savcı beyi görmeden çıkarıldığım 11’inci Sulh Ceza Hakimliği’nde ‘Kuvvetli suç şüphesi var’ denilerek tutuklandım. Sanırım saat gece 00.30 civarıydı.
‘Pislik içindeki geçici koğuşta bir gece geçirdim’
11’inci Sulh Ceza Hakimliği önünden gazeteci arkadaşlarımın uzaklaştırılmasından, polisler ile adliye özel güvenliğinin hararetli görüşmelerinden de tutuklanacağım belliydi. Sanırım adliyenin depo kapısından çıkarılıp polis aracına bindirildim. Ne hikmetse depo kapısının önünde elinde anahtarlarla bir güvenlik personeli hazır bekliyordu. Gece geç saatlerde cezaevine teslim edildim, işlemlerim yapıldı ve pislik içindeki geçici koğuşta bir gece geçirdim. Cezaevine girerken montuma el konulduğu için oldukça zor bir gece geçirdim. Sabah sayımının ardından işlemlerim tamamlandı ve koğuşuma gönderildim.
‘Cezaevinde de yazmaya devam edeceğim’
Özetle bir gazeteci yatarı olmayan bir suçtan tutuklanarak susturulmak istendi. Hakkımda yaklaşık 7-8 aydır koruma kararı uygulanıyordu. Yani ben zaten her gün devletin iki polisiyle birlikteydim. Merdan Yanardağ ve Alican Uludağ gibi beni de susturmak istediler.
Bu zor süreçte benim ve ailemin yanında olan herkese çok teşekkür ederim. Ancak ben cezaevinde de yazmaya, haber yapmaya devam edeceğim.
Psikolojim de sağlığım da gayet iyi. Annemi, babamı, kardeşimi, eşimi ve tüm sevdiklerimi ağlatanlar da elbet bir gün yargılanacak.”