Savaşları çoğu kez askeri gücü yüksek olan değil, dayanma gücü yüksek olan kazanır.
“Neden Büyük Devletler Küçük Savaşları Kaybeder?” (Why Big Nations Lose Small Wars) başlıklı makalesinde Andrew Mack, savaşın güçlü olan taraf açısından bir araç, zayıf olan taraf için ise bir varoluş meselesi olduğunu söylemektedir. Ona göre güçlü taraf savaşa sınırlı bir çıkarla girer ve maliyetler arttıkça geri çekilme eğilimi gösterir. Zayıf taraf ise varoluşsal bir motivasyonla mücadele ettiğinden, maliyetlerle ilgilenmez; direnmek zorundadır. Mack bu duruma “çıkar asimetrisi” adını verir.
Güçlü devletlerin savaşa devam etme konusunda en belirgin zaafı kamuoyunun kayıplara karşı sergilediği duyarlılıktır. Zayıf taraf bunu bildiğinden zamana oynar ve karşı tarafın kamuoyunda bir fayda-maliyet hesabının yapılmasını bekler. Zayıfın gücü, beklentisinin hayatta kalmaktan ibaret olması ve sonuna kadar direnmekten başka çaresinin bulunmamasıdır. Zaman onun en büyük dostudur.
Nitekim bugün Trump açısından İran savaşını sürdürme konusundaki en büyük açmaz, savaşın maddi ve manevi maliyeti ile elde edilmek istenen sonuç arasındaki bağın giderek daha da zayıflamasıdır. Amerikalı seçmenin Vietnam’dan bu yana sorusu hep aynıdır: “benim vergimle kimin için, ne uğruna savaştayız?”