“Yobazlık” genellikle dini inançları körü körüne ve sorgulamadan savunmayla ilişkilendirilse de, hayatın her alanında görülebilen katı ve kapalı bir zihin hâlidir. Herhangi bir konuda aşırı tutucu ve fikirlerini sorgulamaya kapalı olan kimselere “yobaz” denir.
Leon Festinger’ın 1950’lerde ortaya koyduğu bilişsel uyumsuzluk (cognitive dissonance) teorisi, bu sorunun belki de en güçlü yanıtını sunar. Festinger’e göre insan zihni, birbiriyle çelişen iki düşünceyi aynı anda barındırmakta büyük güçlük çeker; bu durum zihinsel bir gerilim, adeta bir iç sancı yaratır. Zihin bu sancıdan kurtulmak için ya yanlış inancından vazgeçer ya da önüne koyulan kanıtı küçümseyip görmezden gelerek hakikati çarpıtır.
Araştırmalar, yobazlıkla mücadelede en etkili yolun yobazın önüne kanıt yığmak değil, onunla ilişki kurmak olduğunu ortaya koyuyor. Yobazlığa karşı en sağlam kalkan entelektüel alçakgönüllülük. Yanılabilirliğini kabul eden bir zihin, hem özgürleşiyor hem de hakikate daha yakın duruyor. Yobazlık, dışarıdan bakıldığında bir inat hâli gibi görünüyor. Oysa içeriden bakıldığında, çoğu zaman kırılgan bir zihnin kendini koruma çabası. Bu gerçeği görmek, hem sorunu anlamak hem de çözüm üretmek için ilk adım.