Yeni-Osmanlı’nın sınırları görünür hale geldikçe, “Hasta Adam sendromu” da güncellik kazanıyor. İçeriyi tahkim etmek, İslamın liderliğini üstlenmek diye büyük projeler sadece ortalığı daha da karıştırdı. Çıkış yolu için fazla alternatif yok: Türkiye varlığını sürdürebilmek için, emperyalistlik hayaliyle dışarı yayılmayı bırakmak, sadece güvenlik kaygısı güdecekse bile emperyalizmle mesafelenmek zorunda. NATO üyeliği de ABD yakınlaşması da kontrolü olanaksız tehlike kaynaklarından başka bir şey vadetmiyor. Gelişmeler bu gerçeği teyit edip duruyor.
İran cenahından geldiği söylenen füzeleri mazeret edip Trump-Netanyahu blokuna katılma fikrinin Dışişlerinde de MİT’te de karşılığı var elbette. Ama bu senaryonun, İttihatçıların Osmanlı’yı Birinci Paylaşım Savaşı’na sokma macerasından çok daha talihsiz olacağı şimdiden belli.
Sonuç olarak, Türkiye’nin yakın geleceği için AKP seçeneğinden ayrışan bir restorasyon olasılığı kendini hissettiriyor. Kuşkusuz bu, “Cumhuriyet’in rönesansı” olmayacak, göstermelik kalacak, yani sermayenin ve dinci gericiliğin çeyrek asırlık kazanımlarına dokunmayıp, olası “Trump sonrası ABD” ile rezonansa girmeyi öngörecektir.