MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den sonra DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da PKK lideri Abdullah Öcalan için ‘statü’ istedi.

Bahçeli bugün partisinin grup toplantısında şöyle demişti:
“Madem 27 Şubat çağrısı barışçıl arayışları destekleyen ve teşvik eden demokratik bir eşiktir; o halde bundan sonrasında planlanan atılımların, yapılacak düzenlemelerin gerçekleşmesi için PKK’nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır?
Eğer böylesi bir sorun varsa, ki bize göre vardır. Bunun çözümü nasıl olacaktır? ‘Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statü açığı nasıl kapatılacaktır?
Samimiyetle bu tartışmanın yapılarak makul, akla ve vicdana müzahir sonucuna kısa sürede ulaşılmalıdır.”
MHP’den sonra DEM Parti grup toplantısında da gündem buydu.
Hatimoğulları şunları dedi:
“Mesela (Selahattin) Demirtaş, (Figen) Yüksekdağ, (Osman) Kavala, Can Atalay neden hâlâ içeride? Kayyumlar neden hala belediye başkanlarının ve belediye eş başkanlarının koltuklarında oturuyor? Ekrem İmamoğlu ve diğerleri neden hâlâ tutuklu yargılanıyor?
‘Söz, icraata dönüşmeli’
“Artık eski dilden, çözümsüzlükten, şiddet dilinden vazgeçmeliyiz. Müzakere ve barış diline geçmek zorundayız. Barışın mimarisi temennilerle değil, ilkelerle, yasalarla ve kurumlarla sağlanır. Kuru bir kardeşlik hukuku hamasi nutuklarla değil, eşit yurttaşlık ve yasal güvencelerle ete kemiğe bürünür. Söz, icraata dönüşmelidir.
Bizim ihtiyacımız olan bin yıllık kardeşlik hukukunun bugün demokratik ilkelerle, eşitlik ve özgürlük değerleriyle yeniden kurulmasıdır.
Tam da böylesi bir atmosferde sözün en hayati yerine, meselenin kalbine gelmek istiyorum. Bakın, yıl dönümüne üç gün kalan 27 Şubat 2025, sayın Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısını yaptığı gündür. Türkiye tarihinin en önemli eşiklerinden biriydi. Bu tarih, ezberlerin bozulduğu, barış iradesinin en net, en açık, en güçlü bir şekilde ortaya konulduğu gündü. Kürt siyasi hareketi ve sayın Öcalan, bu tarihin gerekliliklerini yerine getirmiş, barış elini havada bırakmamış, silahları susturma iradesini beyan etmiştir ve toplumsal barış için atılması gereken en önemli adımı atmıştır.
Buradan açıkça ifade ediyorum ki 27 Şubat nasıl Kürt meselesinde demokratik siyasetin kapısını aralayan tarihsel bir eşik olduysa, şimdi sıra devletin de bu eşiğe uygun demokratik ve güçlü adımlarını ilan etmesindedir.
Nasıl ki Kürt tarafı silahların devreden çıkması ve demokratik siyasetin esas alınması yönünde tarihsel bir irade ortaya koyduysa, devlet de buna karşılık çözümü güvenlikçi yöntemlerle değil; hukukta, siyasette, demokratik düzenlemelerde aradığını açıkça ortaya koymalıdır. Peki bu süreçte ne yapmalı? Can alıcı sorulardan biri budur.
‘Öcalan’ın statüsü yasal düzenlemeyle tanınmalı’
Kalıcı bir barış için sayın Öcalan’ın statüsü yasal bir düzenlemeyle tanınmalı ve hukuki güvence altına alınmalıdır. Bu süreç sözde kalmamalı, TBMM çatısı altında yasal düzenlemeler hızlıca yapılmalı.
‘Hızla Kürt’e barış, Türkiye’ye demokrasi’
Kürt’e barış, Türkiye genelineyse demokrasi yaklaşımı hızlıca hayata geçirilmeli. Muhaliflere dönük soruşturmalar derhal son bulmalı. Kayyum düzeni bitmeli, halkın iradesine ve seçilmişlere kesintisiz saygı esas alınmalıdır.
Kürtlerle ilişki terör ve güvenlik parantezinden çıkarılmalı, eşit yurttaşlık ve demokratik ortaklık zeminine oturmalıdır. Devlet-vatandaş bağı inkârla değil; kabul, adalet ve onurlu barış temelinde kurulmalıdır.
Siyasi barışa ve toplumsal barışa ekonomik barış eşlik etmelidir. 27 Şubat’ın yıl dönümüne yaklaşırken sadece iyi niyet beyanları değil, somut yasal adımlar atılmalı.
Bizler bunları bekliyoruz. Gelin barışı hatırlanan bir gün olmaktan çıkarıp işleyen bir düzen hâline getirelim. Her daim teklifimiz bu. Bu konuda emek veriyoruz. Daha da emek vermeye hazırız. Silahların sonsuza dek sustuğu ve siyasetin konuştuğu o yeni dönemi birlikte kuralım diyoruz. Demokratik siyaset dışında bir yol yoktur ve biz bu yolu sonuna kadar yürüyeceğiz. Çünkü bu memleket bizim, hepimizin.
Çünkü biz bu memlekette yaşamak istiyoruz. Ve sevgili Nazım’ın (Hikmet) dediği gibi: ‘Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine’.
İşte bu duyguyla, bu bilinçle başaracağımıza olan inancımızın altını burada bir kez daha çiziyorum. Yolumuz açık olsun, Hızır yar ve yardımcımız olsun.”