Modern yaşam kalp ve damar hastalıklarını ve enfarktüsleri hem arttırdı hem daha genç yaşlara çekti. Türkiye’de Avrupa ülkelerinden 10 yıl daha erken enfarktüs (kalp krizi) geçiriliyor.

Özellikle son yıllarda genç kalp krizlerini daha fazla duyar, konuşur olduk. Bu artış eğilimi yıllar önce başladı. Ancak pandemi sırasında yapılan aşıların kalp krizine yol açtığı infodemisi kulaktan kulağı yayıldı. Binlerce araştırma ve meta analiz aşıların güvenli olduğunu, kalp krizine sebep olmadığını defalarca ortaya koysa da bilim bazılarını ikna etmeye yetmiyor.
Aslında genç kalp krizlerine zemin hazırlayan, bildik sebepler yıllar içinde değişmedi. Sadece yeni faktörler tanımlandı ve mevcutlara eklendi.
Ateroskleroz Derneği’nin düzenlediği Genç Kalp Krizleri Sempozyumu’nda ölümcül soruna zemin hazırlayan faktörler, korunma yolları, güncel tanı ve tedaviler tartışıldı.
Ateroskleroz Derneği Başkanı Prof. Dr. Meral Kayıkçıoğlu ve Hacettepe Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu sempozyumda Diken’in sorularını yanıtladı.
Kadınlardaki artış dikkat çekiyor

Son 10 yılda, yaşlılarda kalp krizi oranı düşerken, gençlerde (özellikle 35-44 yaş grubu) bir plato veya artış gözleniyor. Hangi yaştakilerin ‘genç kalp krizi‘ sayıldığıyla ilgili henüz bir uzlaşı yok. Ancak Kayıkçıoğlu erkekler için 45 yaş altı, kadınlar içinse 50-55 yaş altının (kadınlarda daha geç yaşta görülüyor) genç kalp krizi kabul edilebileceğini söyledi.
Genç kalp krizlerinin bütün kalp krizlerinin yüzde 5-10’unu oluşturduğunu belirten Kayıkçıoğlu, beş yıllık yaş artımının bile özellikle erkekte çok hızlı bir şekilde kalp krizi gelişimini artırdığını anlattı.
Kayıkçıoğlu, Türkiye’de 50 yaş öncesinde kalp krizi geçirme sıklığının çok yüksek oranlarda olduğunu söyledi:
“Kalp krizi geçirenlerin yüzde 18’i 50 yaşın altında, yüzde 11’i ise 45 yaşın altında.
Erkeklerde sıklık daha yüksek olsa da özellikle 45 yaş öncesi kadınlarda kalp krizi ciddi oranlarda artıyor ve daha da öldürücü seyrediyor.
Kadınlarda erkeklere göre üç kat daha öldürücü olduğunu söyleyebilirim. Kadınların (35-54 yaş) hastaneye yatış oranları aynı yaş grubundaki erkeklere oranla daha hızlı artıyor.”
Gençlerdeki kalp krizleriyle ilgili belki de tek iyi haber, akut fazda ölümlerin daha düşük olması. Ancak kriz genellikle hastaların hayatını değiştiriyor.
Kayıkçıoğlu ‘kaybedilen yaşam yılları‘ açısından toplumsal yükün de çok yüksek olduğunu belirtti:
“Akut dönemde ölüm daha az olsa da yıllarda içinde meydana gelen toplam ölüm sayısı yüksek. Ayrıca bu sadece tıbbi bir sorun değil.
Sosyoekonomik bir krize de yol açıyor. Yüzde 15-20’si krizden sonra tam zamanlı işlerine dönemeyebiliyor.
Tedavi maliyetlerine ek olarak, 40 yaşında kalp krizi geçiren birinin topluma maliyeti, 80 yaşında geçirene göre beş-altı kat daha fazla.”
Genç kalp krizi geçirenlere bakınca sebepler de ortaya çıkıyor: Yüzde 60’ı sigara içiyor, yüzde 52’si hipertansif, yüzde 47’si aşırı kilolu, yüzde 46’sının kan yağları yüksek, yüzde 38’inde genetik, yüzde 23’ü ise diyabet hastası.
Psikososyal stresin etkisi de büyük
Prof. Dr. Tokgözoğlu ise hareketsiz yaşam, sigara ve e-sigaraların, çevresel faktörlerin (hava kirliliği vs.) de genç kalp krizlerine zemin hazırladığını vurguladı.

Bu faktörlere en son eklenen psikososyal stres. Avrupa Kardiyoloji Derneği önceki yıl psikososyal stres, depresyon, anksiyete gibi ruhsal etkenlerin kalp-damar hastalıklarıyla ilişkisini ele alan ilk kapsamlı kılavuzu yayınladı.
Kılavuzda kronik psikososyal stresin kalp-damar hastalıkları riskini artırdığı ve bunun otonom sinir sistemi, hormonlar, inflamasyon ve davranışlar üzerinden etkili olduğu vurgulanıyor.
Kılavuza göre, kalp ve damar hastalarında depresyon, anksiyete, stresin de sorgulanması gerekiyor. Yine ruh ve sinir hastalıkları bulunanların kalp ve damar sağlığı açısından da değerlendirilmesi öneriliyor. Psikososyal risk faktörlerinin hesaba katılması gerektiği hatırlatılıyor. Psikososyal stres yönetimi, tedavinin bir parçası olarak görülüyor.
Tokgözoğlu şunları söyledi:
“Genç kalp krizlerinde fantastik şeylere, aşılara vs. bakmaya gerek yok. Bütün bildiğimiz klasik risk faktörlerinin yanı sıra yeni yeni fark edilen risk faktörleri (inflamasyon, hava kirliliği, gürültü, stres) aslında durumu açıklıyor.”
Örneğin psikososyal stresi olanlar daha çok sigara içiyor, kendini bırakıyor, bakamayabiliyor, uyku düzenleri bozulabiliyor. Stres kortizolü, bu da inflamasyonu artırıyor vs.
Diğer yandan orta ve dar gelirli ülkelerde kalp krizleri daha erken oluyor. Çünkü sağlıklı ya da sağlıksız beslenme gelir durumuyla ilgili. Başka psikososyal faktörler de ekleniyor.
Bu nedenle psikososyal stres göz ardı edilmemesi gereken risk faktörleri arasındaki yerini aldı.”
Tarama ve erken tanı önemli
İskandinav ülkeleri başarılı tarama programıyla kalp ve damar hastalıklarıyla, kalp krizlerini önemli oranda düşürmeye başarmış. Sigara kullanımını kontrol altına almak, beslenme alışkanlıklarını değiştirmek, palm ve diğer trans yağları yasaklamak, hava kirliliğini azaltmak gibi önlemleri alan ve bunların olumlu sonuçlarını yaşayan ülkeler de var.
Türkiye’de korunmak kişilere kalıyor. Tokgözoğlu özellikle ailesinde erken yaşta kalp krizi olanların bunu ciddiye alması gerektiğini belirtti: “Eğer risk faktörlerini tararsa, kilo almamaya çalışıp sağlıklı beslenerek yürüyüşünü yaparsa, tansiyon, diyabet, kolesterol parametrelerini de bilirse çok daha erkenden kalp ve damar hastalıklarını önlemek mümkün.”