Sevgililer Günü: Norveçli bilim insanına göre uzun ömürlü ilişkilerin üç sırrı var

Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden Prof Leif Edward Ottesen Kennair, aşkı ‘üç ayaklı bir tabure’ye benzetiyor.

Fotoğraf: Christian Lue / Unsplash

Bugün, 14 Şubat Sevgililer Günü. Sevgililer birlikteliklerini kutlarken uzun ömürlü ilişkilerin sırrı, hem çiftlerin hem de bilim dünyasının merak konusu. Peki, uzun ömürlü ilişkilerin gerçekten bir sırrı var mı?

‘Aşk üç ayaklı bir tabure, biri eksik olursa ayakta duramaz’

Euronews’ün haberine göre Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (NTNU) Psikoloji Bölümü’nden Prof Leif Edward Ottesen Kennair, aşkı ‘üç ayaklı bir ta

bure’ye benzetiyor.

Kennair bunu ‘tutku’, ‘yakınlık’ ve ‘bağlılığın birleşimi’ olarak saydıktan sonra ekliyor: “Üç ayaktan biri eksik olursa tabure ayakta duramaz.”

Kennair’e göre bir ilişkinin ilk döneminde en baskın unsur genellikle ‘tutku’. Çiftler birbirini tanıma sürecinde yoğun bir çekim ve heyecan yaşıyor; cinsellik de bu dönem çoğu zaman daha aktif.

Fakat uzmanlar sadece bu ‘ilk heyecan’a odaklanmanın uzun vadede sorun yaratabileceği konusunda uyarıyor. ‘Emofili’ olarak adlandırılan ve kolayca aşık olan kişiler çoğu zaman aşkın, kendisine aşık oluyor. Bu durumun uzun süreli bir ilişki için sağlıklı bir temel oluşturmadığı belirtiliyor.

Araştırmalara göre emofili eğilimi yüksek kişiler, aldatmaya daha yatkın. Sadakatsizlikse çiftlerin ayrılmasındaki en yaygın nedenlerden biri.

‘Doğal dönüşüm’

İlişki ilerledikçe tutkunun azaldığını, yerini daha çok bağlılık ve yakınlığın aldığını belirten Kennair, bunun ‘doğal bir dönüşüm’ olduğunu söylüyor.

Bu, tutkunun tamamen önemsiz hale geldiği anlamına gelmiyor. Uzmanlara göre cinsel yaşamın sürdürülebilmesi için tutku hâlâ önemli. Tamamen tutkusuz bir ilişki yıpratıcı olabiliyor.

Tam burada uzun vadede belirleyici olan iki unsur ‘birlikte üstlenilen sorumluluklar’ ve ‘duygusal yakınlık’.

‘En iyi arkadaşınızsa ayrılmak daha zor’

Kennair’in söylediğine farklı kültürlerden 45 ülkede yapılan iki büyük araştırmada benzer bir sonuç çıktı: Çiftler ne kadar çok ortak sorumluluk paylaşıyorsa birlikte kalma olasılıkları o kadar artıyor.

‘Çocuk sahibi olmak’, ‘ortak bir ev kurmak’ ya da ‘finansal yükümlülükleri paylaşmak’ gibi faktörler, ilişkiyi daha ‘gerçekçi’ ve kalıcı bir zemine taşıyor.

Fakat uzmanlar ilişkinin yalnızca çocuklar veya ekonomik bağlar üzerine kurulmasının riskli olabileceğini vurguluyor. Çocukların evden ayrılması ya da borçlar kapanması ihtimalini hatırlatarak.

Çocuk sahibi olmayan çiftlerin de güçlü bir duygusal bağ sayesinde uzun süre birlikte kalabildiği belirtiliyor. Ortak ilgi alanları, benzer mizah anlayışı, seyahat, müzik gibi paylaşılan deneyimler ilişkinin sürdürülebilirliğini artırıyor.

Kennair uzun süreli ilişkilerde ‘dostluk’ ve ‘yakınlığa’ da dikkat çekiyor: “İstikrar, arkadaşlık, dayanışma, işbirliği ve yakınlık çok önemli. Partneriniz aynı zamanda en iyi arkadaşınızsa, ayrılmak çok daha zor olur.”

Memduh Bayraktaroğlu: Asıl mesele Sevgililer Günü’nün varlığı değil, herkes için erişilebilir olup olmadığı