Klişelerle ancak sözde gazetecilik yapılabilir
K

Mustafa Alp Dağıstanlı
Mustafa Alp Dağıstanlı
Gazeteci. Kitapları: 5Ne1Kim? - Gazeteciliğin Mutfağından Sansür - Otosansür Hikayeleri, Bildiğin Gibi Değil - Osmanlı, Anekdotlar: Edebiyat Tarihimizden Anılar, Tanıklıklar

Klişelere başvuran biri kafasında pek değerli bir şey taşımıyor demektir, başkasının fikriyle ya kafasını sağa sola vuruyordur ya da ona buna kafa tutuyordur. Nevşin Mengü’nün yaptığı gibi.

Nevşin Mengü geçen hafta “Ahmed Şara için ‘HTŞ’li’ diyorlar. Ne yapalım? Norveç’ten adam mı getirip Suriye’nin başına geçirecektik?” demiş, Zeynep Esmeray Özadikti de ağzının payını vermişti. O Norveç klişesini böyle görmüştüm ben de.

“Norveç’ten adam mı getirelim?”, “Komşumuz İsviçre değil ki…” gibi klişeler başkasını aşağılamakla kalmaz, kendi suçunu örter, suçluyu kahramana döndürür, dönen oyunu gizleyip herkesin iblis olduğu bir çekişmeyi iyilerle (kendi) kötülerin (öbürü) savaşı olarak sunar.

Nevşin Mengü’nün bu lafı nerde ettiğini bulayım diye bir bakınınca karşıma çıkan, yine klişelerle örülü milliyetçi bir bulamaçtı:

“Şimdi baktığınız zaman, şimdi Suriye’deki durumla beraber aslında bölge içinde yeni bir dönem başlamış oluyor. Bu aslında şu demek değil bu arada, aa işte Kürtlerin kaybetmesi demek değil, ben öyle bakmıyorum. Yeni bir dönem, yeni güç dengelerinin oturması demek. Türkiye’nin lehine olduğunu düşünüyorum, onu görüyorum. Büyük ölçüde Türkiye’nin lehine dış politikalara, özellikle Suriye konusunda Türkiye’nin çok lehine adımlar atıldı ve Türkiye için avantajlı bir konuma yani, hepimize, herkese yarayacak sonunda. Muhalefete mensup bir vatandaş da olsanız, iktidarı sevmeyen bir Türkiye vatandaşı da olsanız sonuçta herkese yarayacak bir şey. Türkiye’nin eli rahatladı, işleri kolaylaştı bölgede, yani bölgede bir liderlik pozisyonu üstlenebilmesinin önü açıldı.”

Türkiye’nin eli rahatlamış, işleri kolaylaşmış. Peki, mesela Yunanistan’ın eli rahatlasa, işleri kolaylaşsa? Ya da İran’ın, Ermenistan’ın, Rusya’nın, Çin’in eli rahatlayıp işleri kolaylaşsa? İsrail’in eli daha da rahatlasa? İyi olur mu? Ne dersiniz?

Bölgede ‘liderlik pozisyonunu üstelenebilmesi’ için bu saydığım ülkelerin ya da saymadıklarımın önü açılsa iyi mi?

Bütün dünya için ABD’nin eli daha da rahatlasa, işleri kolaylaşsa, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası örgütlerin pabucu (ikisi birden) dama atılsa, iyi kötü oluşmuş devletler hukuku, uluslararası hukuk büsbütün çöpe atılsa iyi mi?

Haa tabii, ABD kötü, Trump manyak be birader… Peki, onun yerine Rusya-Putin olsa, Fransa-Macron olsa … iyi mi? Hepsi mi kötü? Tamam, buldum: Türkiye-Tayyip olsun da dünya bir huzura kavuşsun. Hı?

Peki, ‘hepimiz’ kimiz? Türkiye vatandaşlarını kastediyor Nevşin Mengü, tamam ama nedir ‘hepimiz’, kimdir? Bir cümle önce Kürtlerden bahsediyordu, onları unuttu şimdi, herkes ‘hepimiz’ oldu. Suriye’de Kürtler kaybetmedi zaten. Kaybetmedi, çünkü Nevşin Mengü öyle bakmıyor.

Fakat Suriye’deki Kürtler yangına düştü, Irak Kürtleriyle Türkiye Kürtleri, Suriye Kürtlerinin ateşe atıldığını söyleyip sokaklara döküldü. (Nevşin Mengü bu lafları ettikten sonra Suriye’de dermeçatma bir anlaşmaya varıldı.)

Türkiye’de bütün iktidarların kaskallamaya çalıştığı bir yaklaşımın baştacı edilmesi de var bu laflarda: Dış politikada politika yapılmaz, dış politika politik değildir, dış politika partilerüstüdür, dolayısıyla iktidarın izlediği dış politikayı herkes desteklemelidir, dış politika siyasi görüş, kültürel fark, etnik ayrım tanımaz (yani herkes Türktür, yani herkes ‘hepimiz’dir, ‘hepimiz’ de zaten Türktür).

Peki, ‘Türkiye’ nedir? Nevşin Mengü mevcut siyasi iktidarla bir tutuyor Türkiye’yi. Mevcut iktidarın öncekilerle paylaştığı en önemli özelliği, milliyetçiliktir. Dolayısıyla her yol aynı kapıya çıkar: Türk milliyetçiliği. Değerlendirme, analiz ölçütü de budur. Yani, bu laflarda kullanılan anlamıyla ‘Türkiye’ de bir klişedir, “Türkiye Türklerindir Türkiye’si”dir bu.

Dolayısıyla ‘Türkiye’nin lehine dış politika’ da bir klişedir, açıklayıcı değil, örtücüdür. Başka türlü politikalar izleyen bir parti iktidara gelseydi onlar da ‘Türkiye’nin lehine dış politika’ olacaktı. (Olacak mıydı?)

Dahası, bir ülkenin lehine politika ne demektir? İlle de milliyetçiliklerle mi ölçeceğiz, ille de bir bölge lideri, dünya lideri mi olmalıdır, ille de rekabet/çekişme mi belirlemelidir dış politikayı, işbirliğini gözeten ilişkiler kurulamaz mı, gerçekçi olup imkansızı istemez miyiz..?

Peki, AKP iktidarının izlediği ‘Türkiye lehine dış politika’ bu ülkede yaşayan herkese nasıl yarayacak? Yaradı mı? Bu politikalar ülkeye de, halkına da beladan başka bir şey getirmedi şimdiye kadar, hatta o meşhur ‘bölge’ye de.

Bir ülkenin, bir halkın, bir insanın lehine olan şey de aslında budur, gerçeğin peşine düşmektir. ‘Milli menfaat’ klişesine saplanmakta değildir ülkenin ya da halkın menfaati. Milli menfaat, insanların, yurttaşların menfaatine karşıdır, çünkü milli menfaat diye bir şey yoktur; milliyetçiliği, sınıfsal sömürüyü gizleyen makyajdır o, ‘İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz’ muamelesi çeker derin eşitsizliklerle yarılmış topluma.

Uzun lafın kısası, klişeler herkesin malı gibi görünse de bir sahibi vardır aslında. Yerleşik düzenin, iktidarın, iktidar odaklarının, devletin dilidir klişeler. Biri klişelerle konuşuyorsa, bilin ki gazeteci değildir o. Çünkü gazetecinin işi klişelerin foyasını ortaya koymaktır. Klişeler gerçeği gizler, gazeteci o gizlenenin peşindedir, peşinde olmalıdır.

Bugünün ‘muhalif’ medyasının dili de Saray medyasınınki gibi klişelerle örülü. İş milliyetçiliğe yaklaşınca bu iki kampın dili hemen aynılaşır. Sözcü TV gibi ‘muhalif’ kanallar da milliyetçiliğin sözcüsüdür. (‘Muhalif medya’ deyişini benimsediğim için kullanmıyorum, pek çok zaman böyle anıldıkları için kullanıyorum.)

Geçenlerde İsmail Saymaz’ın yazısında şunu gördüm de bu kanım perçinlendi:

“Tamamı Türk vatandaşı olan altı IŞİD’çi ölü ele geçirildi.”

AKP öncesindeki o cennet Türkiye’nin o pürüpak medyasında geçilmezdi bu ‘Ölü ele geçirildi‘ klişesinden. ‘Askeri vesayet Türkiyesi’ böyle denmesini istiyordu, öldürdükleri PKK militanları için. O zamanlar benim gibi bazı gazeteciler bu klişeye karşı çıkıp durur, haberlerimizde, sayfalarımızda kullanmazdık. Şimdi ‘azami vesayet Türkiyesi’ de bunu istiyor, ‘muhalif’ medya da candan gönülden, paşa paşa uyuyor. (Ah evet, AKP iktidardan yuvarlanırsa, imkanları kesilen Saray medyası güçten düşerse ‘muhalif’ medya o biçim parlayıp iyi gazeteciliği zirveye taşıyacak.)

Şunu da gördüm Saymaz’da:

“IŞİD – Horasan’ın ‘Molla Ensarullah’ kod adlı Amer Onay adlı sözde Türkiye lideri…”

Bu ‘sözde’ de aynı zeka yoksunluğunda bir deyiş, en ünlü kullanım yeri ‘Sözde Ermeni soykırımı’dır. ‘Sözde’ demekle hiçbir şeyi kurtarmış, halletmiş olmazsınız, İslam Devleti-Horasan’ın bir Türkiye sorumlusu var, Ermeni soykırımı var…

Belki bu medya da ‘sözde muhalif’tir.