Solunum yolu enfeksiyonlarının tavan yaptığı kış aylarında acil servis başvurularını artıran sebeplerden biri de serum istemek. Serumsuz iyileşmeyeceğini düşünenler, acillerin kapısına dayanıyor.
Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şervan Gökhan, bunun Türkiye’de acil servis kültürünün en çarpıcı göstergelerinden biri olduğunu söyledi ve ekledi: “Serum taktırmadan iyileşmeyeceğini düşünen çok geniş bir kesim var. Ne yazık ki bu düşünceye zaman zaman sağlık profesyonelleri de dahil oluyor. Ancak bu başlı başına yanlış öğrenilmiş ve yerleşmiş bir refleks.”
Virüsü öldürmez, hastalık süresini kısaltmaz
Aslında serum bir tedavi değil, taşıyıcı. Sıvı-elektrolit dengesi bozulmuş, ağızdan yeterli sıvı alamayan, ciddi kusma–ishali olan, tansiyonu düşmüş ya da hayati bir nedenle damar yolu açılması gereken hastalar için gerekli. Yani ihtiyaç varsa hayat kurtarıcı. İhtiyaç yoksa sadece ‘iyi hissettiren’ bir müdahale. İyileştiren değil.

Soğuk algınlığı, grip benzeri enfeksiyonlarda serumun tedavi edici yeri olmadığını belirten Gökhan şunları söyledi:
“Bu hastalıkların büyük çoğunluğu viral kaynaklı. İstirahat, ağızdan sıvı alımı, ateş ve ağrı kontrolüyle düzelir.
Serum, virüsü öldürmez, hastalığın süresini kısaltmaz. Sadece kişi ‘bir şey yapılmış’ hisseder. Aslında sorun tam da burada başlıyor. Serum, yanlış biçimde hızlı iyileşmenin sembolüne dönüştü.
‘Serum aldım, düzeldim’ algısı, aslında hastalığın kendi doğal seyrinde iyileşmesiyle karıştırılıyor. Her tekrarlandığında da pekişiyor. Bir süre sonra serum, tıbbi bir gereklilik değil psikolojik bir beklenti haline geliyor.”
İçinde ne var?

Serumun kendisi yani izotonik sodyum klorür ya da benzeri sıvılar, taşıyıcı görevi görüyor. Asıl mesele içine eklenenler. Bunların başında ağrı kesiciler ve ateş düşürücüler geliyor. Bilimsel gerekliliği net olmayan B vitaminleri eklenebiliyor. ‘Destek olsun’ diye eklenenler hastaya güçlü bir tedavi verilmiş hissi yaratıyor.
Gökhan, “Bazı durumlarda ise tablo daha problemli hale gelebiliyor. Sedatif etkili ilaçlar, örneğin diazepam gibi maddeler karışıma dahil ediliyor. Bu da hastayı sakinleştiriyor, gevşetiyor ama aynı zamanda belirtileri maskeleyebiliyor” dedi.
Mide bulantısı için antiemetikler, kas gevşeticiler başka ilaçlar da katılabiliyor.
Kış hastalıklarında tıbbi gereklilik değil
Serum için damar yolu açılması gerekiyor. Bu, enfeksiyon, sıvı yüklenmesi, ilaç yan etkileri gibi gerçek riskler de barındırıyor. Özetle zararsız bir şey diye görülen serum, yanlış yerde kullanıldığında zararsız değil.
Serumun doğru hastada ve doğru endikasyonla değerli olduğunu söyleyen Gökhan, “Kış hastalıklarında, soğuk algınlığında, ‘çabuk toparlanayım’ beklentisiyle kullanılması tıbbi değil, alışkanlık. Bu alışkanlığı kırmadıkça da acil servislerdeki gereksiz yoğunluğu ve yanlış tedavileri konuşmaya devam ederiz” dedi.
Serumdan sonra toparlandığını öne süren hastalar var. Bu hissettikleri plasebo ya da doping etkisi olabilir mi? Gökhan şöyle yanıtladı:
“İnsanların serumdan sonra ‘Toparlandım’ demesinin nedeni, çoğu zaman plasebo etkisiyle kısa süreli fizyolojik rahatlamanın birbirine karışması.
Damar yolunun açılması, yatmak, ilgilenilmek, ‘Bir şey yapıldı’ duygusu… Bunların hepsi beyinde güçlü bir iyileşme algısı oluşturur.
Kişi kendini güvende hisseder, kaygısı azalır. Kaygı azaldığında halsizlik, baş ağrısı, çarpıntı gibi birçok şikayeti de hafifler. Bu gerçek biyolojik iyileşme değil, algılanan bir iyileşme.”
Atomun (sarı serum) etkisi de geçici
Bir de işin fizyolojik tarafı var. Eğer kişi gerçekten bir miktar sıvı kaybetmişse, gün boyu az su içmişse ya da hafif bir dehidratasyon (vücudun sıvı kaybetmesi) varsa, verilen sıvı kısa süreli bir rahatlama sağlıyor. Bu da ‘Serum beni ayağa kaldırdı’ algısını güçlendiriyor. Gökhan, “Bu geçici bir etki. Hastalığın kendisini tedavi etmez.
‘Doping’ benzetmesine gelince, halk arasında atom veya sarı serum diye tabir edilen bu serumun enerji veren, hastalığı hızla ortadan kaldıran bir özelliği yok.
İçinde vitamin ya da ağrı kesici varsa bu maddelerin ağızdan alınan formlarından mucizevi bir üstünlüğü de yok. Damar yolundan verilmesi, sadece daha hızlı hissedilmesine neden olabilir. Daha güçlü olmasına değil.
Sonuçta serumların içinde genellikle mucizevi bir şey yok. Çoğu zaman hastalığı iyileştiren değil, hastayı kısa süreli rahatlatan ve memnun eden içerikler var.”
Hekimler baskı altında
Hasta çoğu kere hekimin karşısına, serum takılması kararı vermiş olarak geliyor. Gökhan hastalardan gelen bu taleplerin hekimler üzerinde ciddi baskı yarattığını söyledi:
“Yoğunluk var, sıra bekleyen onlarca hasta var, bir yandan hayati risk taşıyan vakalarla uğraşılıyor ve öte yandan böyle bir ortamda, serumun neden gerekmediğini dakikalarca anlatmak, ikna etmeye çalışmak çoğu zaman mümkün olmuyor.
Ne yazık ki bir noktadan sonra bazı sağlık çalışanları, ‘İtaat et, rahat et’ demek zorunda kalıyor. Bu aslında bir tercih değil. Tükenmişliğin ve sorun yaşamak istememenin sonucu.
Çünkü ikna olmayan bir hasta ya da hasta yakını, tartışma çıkarabiliyor. Şikayet tehdidinde bulunabiliyor ya da ortamı daha da geriyor.
Hekim, doğruyu yapmakla işi sürdürülebilir kılmak arasında sıkışıyor. Sonuçta ‘sarı serum’ tıbbi bir gereklilikten çok toplumsal bir beklentiye dönüşmüş durumda. Bu beklenti kırılmadıkça, acil servislerde bilim değil memnuniyet, endikasyon değil talep belirleyici olmaya devam ediyor. Ve bu durum ne hasta güvenliği ne de sağlık çalışanlarının ruhsal dayanıklılığı açısından sürdürülebilir bir tablo.”
Damardan verildiği için hızlı reaksiyon gelişebiliyor
Serumun içindeki maddelere karşı vücut ani tepki verebiliyor. Serum sonrası gelişen anaflaktik şok (hayatı tehdit eden alerjik reaksiyon) ve hatta ölümler gerçek.
Gökhan, buradaki temel yanlışın, serumun zararsız ya da basit yanılması olduğunu söyledi:
“Serum damar yoluyla verilen ilaçlar ve maddeler bütünü. Yani vücuda en hızlı ve en kontrolsüz etki edebilecek yol.
En ciddi reaksiyonlar genellikle serumun kendisinden değil, içine eklenen ilaçlardan kaynaklanıyor. Özellikle alerjik bünyelerde ani ve ağır anafilaksiye yol açabiliyor.
Üstelik bu kişiler daha önce aynı ilacı sorunsuz almış bile olsa bu durum yine de gelişebilir. Bu da alerjik reaksiyonların her zaman öngörülebilir olmadığını bize hatırlatır.”
Alerjik hastalığı, astımı olanlar, daha önce ilaç alerjisi yaşayanlar, çoklu ilaca maruz kalanlar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunanlar daha büyük riskle karşı karşıya.
Gökhan uyardı: “Tıbbi gereklilik olmadan yapılan her serum, hastayı sıfır fayda ve gerçek risk denklemine sokar. Yani kazanımı olmayan ama bedeli çok ağır olabilecek bir müdahale söz konusu. Serum doğru hastada hayat kurtarıcı, yanlış hastadaysa gereksiz ve potansiyel olarak ölümcül bir risk. Bu yüzden ‘Ne olur ne olmaz’ diye serum takmak, masum bir tercih değil. Ciddi sorumluluk gerektiren bir karar.”