Bizim buralarda müthiş diken sarar her yanı –dağda, ovada, dere kenarında, bağda bahçede…
Hopa’da Bildiğin Gibi Değil – Osmanlı‘yı yazarken, aşağıda, dere kenarındaki düzlükte birkaç elma armut ağacının altını sarmış dikenleri yoketme işine girişmiştim, aşağı yukarı bir basketbol sahası genişliğinde bir alan.
Her gün elimde burçuli (dehre, tahra) iniyor, iki saate yakın kanter içinde çalışıyordum. İkinci gün eldiven takmayı ve uzun kollu bir şey giymeyi akıl ettim. Uzun saplı, geniş ağızlı, ucu neredeyse kanca gibi burçuliyle dikenleri kesip çekiyordum. Bazı kökler iyice kalınlaşmıştı. Yine de kesmek işin en kolay tarafıydı. Dikenlerin çoğu feci uzamış (3 metre, 5 metre, 6 metre), daha beteri, birbirlerine öyle dolanmıştı ki çekip ayırmak müthiş yorucuydu. Evet tabii, birkaç kökü birden kesip sonra çekmeyi akıl ettim, ama o da para etmiyordu pek, kökleri daha uzak dikenlerle sarmaş dolaş olmuştu. Hepsini kesip alanı temizlemem herhalde bir aya yakın sürdü. Pantolon delik deşik oldu, polar lime lime oldu, ayakkabı paralandı…
Temizlik en iyi ihtimalle görünürdeydi ve kesinlikle geçiciydi. Dikenlerin inatçı ve arsızca verimli kökleri duruyordu. Toprağı çapalayıp kaldırıp kökleri çıkarmadan dikenden kurtulmak imkansız. Bu kurtuluştan sonra da boyuna bakmak, ayıklamak zorundasınız.
Dil dikenleri de işte böyledir. Yanlış hemen yayılır, doğruyu arsızca itip tepeler, ısrarcıdır, inatçıdır, kökü canlıdır, yeniden pırtlar. Bu dikenlerin kökü de tohumu da konuşma dilinde değil, yazı dilindedir, kaynak yazı dilidir. En büyük, en etkili üreticisi ve dağıtımcısı da medyadır. İyi yazarların diline de bulaşır, dolaşır bu dikenler.
Başka alanlarda, konularda olduğu gibi, durum şudur: Düzeltmek için 100 fırın ekmek yemek gerekir ama fırınlar da bozuk ekmek üretmektedir. Yayınevi, gazetesi, televizyonu, muhabiri, yazarı, editörü…
Ey okur, farkındasındır, iş başa düşüyor. Bilgili, donanımlı, bilinçli okurun başına. Okura öncelikle güzel ve düzgün bir dil, iyi çeviri, anlamlı bir metin taahhüt ediliyor. Edenler bu taahhüdü yerine getirmiyor. Okur kimi zaman parasını vererek edindiği ürünlerde bulamadığı bu nitelikler için hesap sormalı, bir şekilde hakkını aramalı. Neyse işte, bir iki kere daha değinmiştim bu konuya.
Yüz yazı yazdım Dili Seven Dikenine Katlanmaz köşesinde. Gördüğünüz gibi tekrara düştüm. En iyisi tadında bırakalım. Belki zaten tadı kaçmıştı bu yazıların, belki kaçtı kaçacaktı. Galiba söyleyeceklerim de bu kadardı zaten. Devam etmek dil yanlışı hafiyeliğine dalmak demek –heveslisi değilim.
İlgi çekmez, merak uyandırmaz yazılar yazacak da değilim. İyi bir şey yapacağım diye kötü bir şey yapamam.
Arada yine dil dikenlerine takılırsam yazarım tabii.
Bir yandan da bir ‘Yazı Yazma’ kitabı yazmaya çalışıyorum, ona daha iyi odaklanabilirim belki.
Böyleyken böyle.
Hoşçakalın.