Batı cephesinde yeni bir şey var!
B

Göksun Yazıcı
Göksun Yazıcı
ODTÜ Ekonomi mezunu. Yüksek lisansını kültürel çalışmalar (Bilgi) ve antropolojide (Columbia) tamamladı. Antropoloji doktora öğrencisi (California, Davis).

İktidar sahipleri hegemonya kurabilmek, kendi doğrularının damgasını hayatın her alanına basabilmek için kavramların tanımlarını değiştirir; zira iktidarda kalabilmek için kendilerine kabul edilebilecek bir dil kurmak zorundadırlar. Kavramları kendi çıkarlarına göre eğip bükerler. Bir yanıyla seçilen belediye başkanlarının cadde ve sokak isimlerini değiştirmesine benzer bu. Hangi kahramana bir caddeyle ölümsüzlük sunulacağına iktidardakiler karar verir.

Eskilerden bir örnekle başlayalım. Yanılmıyorsam 2011’di, bir üniversiteye konuşmacı olarak davet edilmiş bir siyasetçi öğrencilerin protestosuyla karşılaşmıştı. Sesini yükselten öğrencilerin kendi sesini bastırması üzerine protesto edilen siyasetçi öğrencilerin zorbalık yaptığını ve siyasetçilerin ‘ifade özgürlüğü’nü gasp ettiğini söylemişti. Yani öğrencilerin protestosu zorba bir iktidar gibi resmedilirken siyasetçi birdenbire ‘ifade özgürlüğü’nün savunucusu bir ‘özgürlük aşığı’na dönüşüvermişti.

Bir karıncanın ağırlığını bir filin ağırlığına eşitleyen sayısal oyunlara benzeyen bir oyun bu; içinde gizli bir yanlış var. İktidardaki siyasetçiler her türlü ifade imkanına sahip. Ayrıca ‘ifade özgürlüğü’ iktidarda olanların ‘özgürlüğü’nü koruyan bir kavram değil, iktidardan farklı düşünenlerin, onu eleştirenlerin özgürlüğünü korumak için icat edilmiş bir kavram.

Rosa Luxemburg’un yıllar önce tanımladığı gibi “Özgürlük, farklı düşünenin özgürlüğüdür”; egemen kavramların, egemen kimliklerin böyle bir özgürlüğe ihtiyacı yoktur, çünkü tüm sistem, uyguladığı yasaklar ve baskılarla onun kendini ifade etme alanı ve biçimidir. Ama işte, ‘Ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet‘ tarzıyla siyasetçi ‘ifade özgürlüğü’ kavramının içini boşaltıp kendine mâl edebilmişti.

Günümüzdeki değişim

O kötü günler bitti elbette, şimdi önümüzde daha kötü günler var. ABD’nin yeni iktidarı, ‘demokrasi’ ve ‘insan hakları’ kavramlarını tam tamına zıddıyla değiştiriyor. Elbette bu kavramları kullanarak Irak ve Afganistan’a bombalar yağdıran liberal iktidarları da unutmadık. O dönemde bu kavramlar bir çeşit kamuflaj olarak kullanılıyordu; ABD’nin rıza üretebilmek için kendini saldırgan değil, ‘evrensel değerlerin koruyucusu’ olarak pazarlaması gerekiyordu.

Şimdi değişen bu denklem. ‘Eski değerler’ açık açık yeniden tanımlanıyor, ‘evrensel’ iyicil değerler diyerek -mış gibi yapmaya bile çalışan yok. Forbes’un haberine göre ABD yönetimi tüm elçiliklere ülkelerin ‘insan hakları raporu’ için yeni standartlar gönderdi. Bu yeni standartlara göre kürtajı destekleyip imkân sağlayan, trans erkek ve kadınlara ergenlikte hormon verilmesine izin veren, nefret söylemini kısıtlayan ülkeler insan haklarını ‘ihlal’ etmiş sayılacak. Yanlış okumadınız, şimdiye kadar ‘insan hakları’, ‘ifade özgürlüğü’, ‘kapsayıcılık’ olarak bilinen her şey ‘insan hakları ihlali’ olarak tanımlanıyor.

Yeni ‘insan hakları’ standartlarına göre kapsayıcı, eşitlikçi ve pozitif ayrımcı her uygulama da ‘ihlal’ sayılacak. Örneğin işe alımlarda kadın ya da engelli kontenjanları böyle bir ‘ihlal’ ve eşitsizlik olarak görülecek.

ABD’de siyahların özgürlük hareketiyle elde ettiği haklarla biçimlenen kapsayıcı programlar da yürürlükten kaldırıldı. Bir siyahın, sıradan beyaz bir erkeğin ulaşabileceği mevkilere ulaşması için birkaç kat daha kalifiye olması gerekse de Cumhuriyetçiler bu programların iş kalitesini ‘düşürdüğü’nde ısrarcı. ABD’de ‘verimsiz’ görüldüğü için kaldırılan bu programlar, diğer ülkelere ‘insan hakları ihlali’ olarak ihraç ediliyor.

Avrupa Birliği ülkeleri arasında Almanya ve Fransa çoktan ‘ifade özgürlüğüne getirdiği kısıtlamalar yüzünden‘ kara listeye alınmış durumda. ‘İfade özgürlüğü kısıtı’ olarak nitelenen şey ise aşırı sağ partilere ve söylemlere getirilen kısıtlamalar. Sosyal medya platformlarında sağcı nefret söylemi kısıtı ise en ağır ‘ifade özgürlüğü ihlali’ sayılıyor.

En zararlı ideoloji olarak tanımlanan düşünce biçimi ise ‘uyanık’ (woke) dedikleri anlayış. Yani eğer kadınların eşitliğini ve özgürlüğünü savunuyorsanız, daha kapsayıcı ve eşitlikçi bir bakış açınız varsa siz tehlikeli bir şekilde beyni yıkanmış birisiniz ve fikirlerinizi yaymanız engellenmeli.

İnsan hakları: Beyaz, erkek, Batılı ve Hristiyan

Batı’nın sömürgeci geçmişi ve Batı-merkezciliğiyle yüzleşen sömürgecilik-sonrası düşünce, Fransız Devrimi’nin İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nden ilham alan İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde söz edilen ‘insan’ın evrensel bir insan olmadığını, bu bildirinin aslında ‘Batılı Beyaz Hristiyan Erkek’e tanınan haklar olduğunu söyler. Batı’nın her evrensel hak ve özgürlük iddiası aslında kendi egemen öznesine tanınan hak ve özgürlükten öte bir şey değildir der, sömürgecilik-sonrası düşünce.

ABD yönetiminin elçiliklere gönderdiği yeni insan hakları standartlarının raporları henüz yayınlanmadı. Bu yeni raporlarda kadınlara, LGBTİ+ bireylere ve azınlıklara eşitlik ve kapsayıcılık sunan ülkeler, insan haklarını ihlal eden ülkeler olarak kaydedilecek. Diğer yandan, baskı yapan, dışlayan, nefret söylemlerini ateşleyen ülkeler ise örnek ‘insan hakları’ uygulayıcıları olacak. Dünya tam anlamıyla altüst oluyor.

Bu yeni standartlar tarihsel büyük bir dönüşüme işaret ediyor. ‘İnsan hakları’nın her insanın değil, sadece egemenlerin hak ve özgürlüğü olduğunu ilk kez bu kadar çıplak biçimde göreceğiz.

Sömürgecilik-sonrası düşünce bu kadar haklı çıkmak istemezdi. Batı bir zamanlar kendine özgür, sömürgelerine karşı zorbayken artık kendine de başkalarına da zorba. Egemen özneler dışında hiç kimse nerede olursa olsun güvende değil; herkes büyük bir iktidar aygıtının karşısında hiçbir korunması olmadan çırılçıplak kalacak.

Batı cephesindeki son yenilikler böyle…