Yüksek enflasyonun getirdiği belirsizlik, finansmana erişim koşullarını da zorlu hâle getiriyor. Başta konut kredisi olmak üzere genel manada krediler, halen yatırım açısından ağır maliyet taşıyor. Bu da elbette insanları yatırım düşüncesinden uzaklaştırıyor. Hele ki orta gelirli ve krediye dayalı alım yapacak kesim için, yatırım ihtiyacı ertelenmiş durumda.
Gayrimenkulde uzun süredir devam eden fiyat şişkinliği de henüz tam anlamıyla çözülmedi. Kasım ayı enflasyonu açıklanmış olsa da, satıcılar fiyat düşürmek istemiyor, alıcılar mevcut fiyatların sürdürülebilir olduğuna inanmıyor, bu nedenle pazarlık süreçleri sonuçsuz kalıyor. Ekonomide beklenti uyuşmazlığı olarak tanımladığımız bu durum piyasayı kilitleyen en önemli faktörlerden biri.
Büyüme, ağırlıklı olarak hizmetler ve bazı sanayi kolları tarafından taşınırken, geniş halk kesimlerinin gelirini doğrudan etkileyen tarım gibi alanlardaki küçülme, alım gücünün reel olarak zayıflamasına yol açıyor. Reel gelir eridikçe tüketim davranışı temkinleşiyor; kredi koşulları sıkılaştıkça yatırım kararları erteleniyor.
Sonuç olarak makro veriler büyümeyi işaret ederken, piyasa gerçeği perakendeden gayrimenkule, yatırım talebinden hanehalkı tüketimine kadar durgunluğun daha belirgin yaşandığı bir tabloya dönüşüyor.